Nedensellik Bağı

Nedensellik Bağı Nedir?

Genel Olarak

Nedensellik bağı, ceza hukukunda meydana gelen netice ile hareket arasındaki sebep-sonuç ilişkisini ifade etmektedir. TCK’da nedensellik bağı düzenlenmemiş, kanunumuz bunun tespitini uygulamaya bırakmıştır. Doktrinde nedensellik bağının tespiti konusunda farklı teoriler ortaya atılmıştır ancak nedensellik bağının tespiti aslında teorilerle açıklanacak bir durum olmaktan ziyade hareket ile netice arasında doğa kanunlarına göre açıklanacak bir bağlantı olmalıdır.

Kimse kendi hareketiyle neden olmadığı bir neticeden sorumlu tutulamaz. Meydana gelen bir neticeden sorumlu tutulabilmek için hareket ile netice arasındaki sebep-sonuç ilişkisini ifade eden nedensellik bağı aranır. Eğer hareket ile netice arasında nedensellik bağı yoksa, o netice faile yüklenemez. Yani hareketten sorumlu olmanın kaynağını hareket ile netice arasındaki nedensellik bağı oluşturur.

Ceza Hukukunda Nedensellik Bağı

Doktrindeki genel kabule göre suçun tipiklik, maddi unsur, manevi unsur ve hukuka aykırılık olmak üzere dört unsuru vardır. Nedensellik bağı bu dört unsurdan hareket ve netice ile birlikte maddi unsur içerisine girmektedir. Kanunda bir hareketin icrasının yanı sıra, bir neticenin meydana gelmesine yer verilen suçlarda, bu netice ile hareket arasında nedensellik bağının bulunması gerekir.

Suçun maddi unsurlarından, hareket ve neticeden sonra gelen ve bunları birbirine bağlayan son alt unsur nedensellik bağıdır. Nedensellik bağı diğer adıyla illiyet bağı, fail ve icra ettiği fiil ile gerçekleşen netice arasındaki objektif ilişkiyi (sebep-sonuç ilişkisi) ifade etmektedir. Failin hareketi ile netice arasında sebep sonuç ilişkisi yani nedensellik bağı kurulamadığı takdirde suçun maddi unsuru gerçekleşmemiş olacağından fail sorumlu tutulamayacak ve suçun diğer unsurlarının gerçekleşip gerçekleşmediğinin incelemesi de yapılmayacaktır.

Nedensellik Bağı Teorileri

Türk Ceza Kanunu nedensellik bağı konusunda bir düzenleme getirmemiş; bu düzenlemeyi doktrin ve içtihatlara bırakmıştır. Doktrinde ise farklı nedensellik bağı teorileri ileri sürülmüştür. Doktrine hâkim olan şart teorisi ile bazı mahkeme içtihatlarında savunulan uygun sebep teorisinin yanında objektif isnadiyet teorisi bu teorilerden en yaygın olanlarıdır.

Şart Teorisi

Kavram

Bu teori doğal nedensellik teorisi ve şartların eşitliği teorisi olarak da adlandırılmaktadır. Bir neticenin doğmasında etkili olan hareketlerin tümü bu netice açısından eşit değer taşıyan birer neden sayılan bu teoriye göre neticenin meydana gelmesine etkisi olan her şart, bir nedendir. Bu şartlar, önemli ya da önemsiz diye bir ayrıma tabi tutulamaz. Şartların her biri neticeyi etkilemiştir ve bu şartlardan biri olmasa, netice meydan gelmez. “Olmazsa olmaz” düşüncesinden yola çıkan teoriye göre belli bir hareketin yapılmaması o neticenin meydana gelmemesine sebep olacak idiyse, o hareketle netice arasında nedensellik ilişkisi vardır.

Örneğin bir avcı kahveye girdiğinde tüfeğini kapının yanına koyar ve çıkan bir kavgada birisi tüfekle başkasını vurarak ölümüne sebep olursa bu teoriye göre avcının tüfeğini kapının yanına koyması ölüm neticesinin bir nedenidir ve avcı bu ölüm neticesinden sorumludur.

Nedensellik Bağını Kesen Sebepler

Bu teoriyi benimseyen bazı yazarlar ilk hareketle netice arasındaki nedensellik ilişkisinin, daha sonra araya girecek başka hareketlerle kesintiye uğrayabileceğini belirtmektedir. Bu durum ceza hukuk doktrininde nedensellik bağında kopma veya nedensellik bağının kesilmesi olarak adlandırılır. Bu durumda ilk hareketi yapan neticeden sorumlu olmaz. Örneğin A, B’yi öldürmek için B’nin evini ateşe verse, fakat bundan önce C, B’yi silahla öldürse, A’nın hareketi nedensellik ilişkisinin dışında kalır. Evin yakılması ölüm neticesinin nedeni olmamıştır. Ancak A, B’yi öldürmeye teşebbüsten sorumlu tutulabilecektir. 

Buna karşılık, bir hareket olmasaydı, netice gerçekleşmeyecektiyse, nedensellik ilişkisi vardır. Örneğin A, B’yi öldürmek kastıyla, fakat öldürücü olmayan şekilde yaralasa; B, ambulansla hastaneye giderken yolda trafik kazası nedeniyle ölse, A’nın hareketi ile B’nin ölümü neticesi arasında nedensellik bağı vardır. Çünkü A, öldürme kastına sahiptir ve A’nın sebep olduğu yaralama olmasaydı ölüm de olmayacaktı. Dolayısıyla trafik kazası yeni bir nedensellik ilişkisi oluşturmamıştır.  

Diğer bir görüşe göre ise nedensellik ilişkisinin kesilmesi söz konusu değildir. Bu görüşün savunucuları, şart teorisindeki her şartın netice açısından eşit değere sahip olduğunu, hareketlerden biri olmasaydı netice meydana gelmeyecekti denilebilen her durumda hareket ile netice arasında nedensellik ilişkisinin var olduğunu savunmaktadır. Fakat neticenin meydana gelmediği bir durumda hareket ile netice birbirine bağlanamayacağından doğal olarak nedensellik ilişkisi kurulamaz. Yani bu görüşe göre hareket ile netice arasında nedensellik bağı ya vardır ya da yoktur. Var olan bir nedensellik bağının kesilmesi mümkün değildir. Şayet nedensellik bağı yoksa neticeye, bağımsız bir nedensellik akışının neden olduğu kabul edilir. 

Uygun Sebep Teorisi

Kavram

Kuralcı nedensellik teorisi veya uygunluk teorisi olarak da adlandırılan bu teoriye göre, bir hareketin bir neticenin nedeni sayılabilmesi için, hareketin o neticeye uygun olması gerekmektedir. Bir neticenin meydana gelmesinde birden çok hareket rol oynamış olsa da bu hareketlerin nedensellik ifade edebilmesi kanunun suç saydığı neticenin doğmasına elverişli ve uygun olmaları durumunda mümkündür. Hareketlerin neticeye meydana getirmeye elverişlilikleri ve uygunlukları ise olayların oluş biçimine göre belirlenmektedir.

Teorinin Açıklanması  

Bu teoriye göre, hareketin neticeyi meydana getiren şartlardan biri olması nedensellik ilişkisinin kurulması için yetmez. Ayrıca yapılan hareketin genel ve somut olarak neticeyi meydana getirmeye uygun ve elverişli olması gerekir. Diğer bir ifadeyle hareket ile netice arasında uygun illiyet bağı kurulması gerekir. Bu teori önemli-önemsiz olan nedensellik akışlarını ceza hukuku açısından birbirinden ayırmaya çalışmaktadır. 

Örneğin, A, yolda yürürken B’ye çarpıp telefonun düşmesine ve kırılmasına sebep olmuştur. B, telefonunu tamir ettirdikten sonra gecikerek 1 saat sonraki otobüse binmiş, otobüs kaza yapmış ve B ölmüştür. A, dikkatsizliğinden sorumludur ve B’nin telefonunun zararını karşılamalıdır. Ancak B’nin bir sonraki otobüse binmesi ve kaza sonucu ölmesi normal ve beklenen bir netice değildir. Ayrıca olayların olağan akışına da uygun değildir dolayısıyla A’nın hareketi ile B’nin ölümü neticesi arasında nedensellik ilişkisi (uygun illiyet bağı) bulunmamaktadır.

Bu teori, bir hareketten netice meydana geldiğinde hareketin netice açısından tamamen rastlantısal bir hareket mi olduğu yoksa hareketin böyle bir neticeyi doğurabilmeye elverişli ve uygun olup olmadığı üzerinde durmaktadır. Uygunluk değerlendirmesi ise hareketin yapıldığı ana gidilerek, benzer olaylardaki deneyimlere dayanarak yapılacaktır. Bu değerlendirmenin sonradan yapılması da mümkündür fakat bu kuralcı nedensellik teorisinin niteliği ile bağdaşmaz. Çünkü hareket yapıldıktan sonra ortay çıkan haller nedensellik ilişkisine etkili değildir. Yani bu teorinin özelliği, hareketin yapıldığı anın değerlendiresinin yapılmasıdır.

Objektif İsnadiyet Teorisi

Objektif isnadiyet teorisi, hareketle meydana gelen netice arasındaki nedensellik bağı açısından şart teorisini esas almaktadır. Fakat hareket ile netice arasında doğal bir olgu olan illiyet bağını hukuki bir değerlendirmeye tabi tutar ve bu değerlendirme sonucunda şart teorisine göre nedensellik bağı kurulmuş bazı hareketlerin faile yükletilemeyeceği sonucuna ulaşılır. Bu teori, normatif bir isnadiyet hükmü ile şart teorisine göre doğa bilimi anlamında illiyeti tamamlamaktadır. Dolayısıyla ceza hukukunda objektif isnadiyet teorisi esasen bir nedensellik teorisi olmaktan ziyade bir değerlendirme teorisi olarak nitelendirilmektedir.

Doktrinde meydana gelen neticenin faile yüklenebilmesi için hangi şartların gerekli olduğu konusunda bir uzlaşma söz konusu değildir. Ancak son yıllarda şu formül benimsenmiştir: Ceza hukuku açısından yalnız sebep- sonuç ilişkisi yeterli olmadığından neticenin faile kabiliyetine göre kendi eseri olarak yüklenip yüklenemeyeceği önemlidir. Yani fail kanunda yer alan neticeyi meydana getiren hukuken önemli bir tehlike yaratmışsa netice objektif olarak faile isnat edilebilir. Diğer bir deyişle netice failden kaynaklı olmalı; üçüncü kişiden veya bir rastlantıdan kaynaklı olmamalıdır. Bu açıklamalara göre objektif isnadiyet şartları;

  • Hareket ile netice arasında illiyet bağı bulunmalıdır.
  • Bütün hayat tecrübelerinin dışında atipik bir gelişme olmamalıdır.
  • Fail olayın oluşuna hâkim olabilmelidir.
  • Failin sebep olduğu tehlike kanunda öngörülen neticede gerçekleşmelidir.
  • Meydana gelen netice normun koruması altında olmalıdır.

Buna göre bu şartları taşımaksızın meydana gelen bir netice objektif olarak faile isnat edilemeyecektir. Örneğin, mutfakta et doğrayan A, B ve C’nin tartıştıklarını duymuştur ve bıçağı tezgâha bırakmış onların tartışmasını sakinleştirmeye çalışmıştır. Bu sırada tartışma şiddetlenmiş ve B tezgâhtan aldığı bıçakla C’yi öldürmüştür. Bu olayda B, kasten öldürme suçunu işlemiştir ve A’nın özensiz davranışıyla C’nin ölümü arasında nedensellik bağı vardır. Fakat A, ne B’nin işlediği kasten öldürme suçuna iştirakten ne de taksirle ölüme sebebiyet vermekten sorumlu tutulabilir. Çünkü B’nin kasten işlediği fiil C’nin ölümünün A’ya objektif olarak isnat edilebilirliğini engeller.

Nedensellik Bağı Türleri

Genel (Normal) Nedensellik

Yapılan tek bir hareketin sonucunda kanunda belirtilen zararlı sonucun meydan gelmesidir.

Çifte (Birlikte) Nedensellik

Zararlı sonucu meydana getirmeye tek başına elverişli olan hareketlerin bir araya gelerek neticeyi meydana getirmesi durumunda çifte nedensellik söz konusu olur. Failler arasında iştirak iradesi olsa da olmasa da tamamlanmış neticeden her biri çifte nedensellik nedeniyle sorumlu olur.

Toplayan (Ortak – Atipik – Kümülatif) Nedensellik

Yapılan her bir hareketin neticeyi tek başına meydan getirmeye elverişli olmadığı ancak bir araya gelerek zararlı sonuca sebep oldukları nedensellik türüdür. Failler arasında iştirak ilişkisi olmaması halinde her bir fail teşebbüsten sorumlu olur. Ancak failler iştirak iradesine sahipse bu durumda tamamlanmış neticeden sorumlu olurlar.

Sollayan (Öne Geçen) Nedensellik

Neticeyi meydana getirmeye elverişli birden fazla hareketten sonra yapılanın neticeye önce varması durumunda sollayan nedensellik söz konusu olur. Sollayan nedensel nedensellik bağını keser.

Varsayılan Nedensellik

Fail hareketi yapmasaydı da netice başka şekilde gerçekleşecekti ise varsayılan nedensellikten bahsedilir. “Bu olmasaydı bu olacaktı” şeklinde tabir edilir. Ancak ceza hukukunda kabul görmemektedir.

Bu nedensellik bağı türlerini örneklerle pekiştirmek mümkündür.

Nedensellik Bağı Örnekleri

  • A, B’yi bıçaklamıştır ve B ölmüştür. Bu durumda genel nedensellik kapsamında A’nın bıçaklama eylemi sonucunda gerçekleşen B’nin ölümü neticesinden A sorumludur.
  • A, B’yi kalbinden vurmuştur. Aynı anda B’ye ateş eden C de B’yi kalbinden vurmuştur, B ölmüştür. Aralarında iştirak ilişkisi bulunmayan A ve C’nin fiilleri tek başına da B’yi öldürmeye elverişli olduğundan A ve C meydana gelen neticeden çifte nedensellik çerçevesinde sorumludurlar.
  • A ve B, C’nin çayına zehir koymuştur ve C ölmüştür. Ancak ne A’nın koyduğu zehir ne de B’nin koyduğu zehir C’yi öldürmeye tek başına yeterli değildir. Bu durumda A ve B’nin sorumlulukları toplayan nedensellikten olacaktır. Ancak aralarında iştirak ilişkisi yoksa ikisinin de sorumluluğu teşebbüsten olacaktır.
  • A, B’nin yemeğine zehir katmıştır. Ancak B, yemeği yemeden C tarafından silahla vurularak öldürülmüştür. Bu durumda C’nin hareketi sonucu netice gerçekleştiğinden C’nin hareketi sollayan nedensel konumundadır. Dolayısıyla B’nin ölümünden C sorumludur. Ancak her ne kadar ölüm neticesinden sorumlu olmasa da A hareketi nedeniyle teşebbüsten sorumlu tutulabilecektir.
  •  A, B’yi silahla vurmuştur ve B ölmüştür. Ancak A, B’yi vurmasaydı da B bir saat sonra otobüse binecek ve otobüsün patlaması sonucu mutlaka ölecekti. Bu varsayıma dayanan bir düşüncedir ve ceza hukuku anlamında bir önemi yoktur. Yani A hareketi nedeniyle kasten öldürmeden sorumlu olacaktır. 

Nedensellik Bağında Sapma

Belli bir şekilde gerçekleştirilmesi hedeflenen bir suç başka bir biçimde gerçekleştirilirse nedensellik bağında sapma söz konusu olur. Şayet nedensellik bağındaki sapma, failin hareketi ile meydana gelen netice arasındaki illiyet bağını keser ve yeni bir nedensellik başlatırsa meydana gelen neticeden fail sorumlu tutulmaz. Fakat nedensellik kesilmediği sürece, failin kastının nedensellik bağını kapsayıp kapsamaması önem arz etmez ve fail sonuçtan sorumlu tutulur.

Yargıtay Kararları Işığında Nedensellik Bağı

Türk Ceza Kanunu’nda nedensellik bağına ilişkin bir kurala yer verilmemiştir fakat kanunda açık bir hükmün bulunmaması, hareketle netice arasında sebep-sonuç ilişkisi olup olmadığının araştırılması gereğini ortadan kaldırmaz. Bu nedenle hareketle netice arasında olması gereken nedensellik bağı Yargıtay kararları ile ele alınmıştır. Yargıtay 4. Ceza Dairesi’nin 17.04.1996 tarih 1996-1885/3547 E. Sayılı kararına göre; “duruşma yapan ve hüküm kuran mahkemenin, olguları, sonuçları ve nedensellik bağlarını yasa yolu denetimine olanak verecek oranda irdelenmesi zorunludur.”

Yargıtay 1. Ceza Dairesi’nin 25.10.1995 tarih ve 1995-2611/2988 E. Sayılı bir diğer kararına göre ise, “bir ölüm olayı ile daha önce ölene yapılan müessir fiil arasında nedensellik bağının olup olmadığının tespiti, mevcut raporlar da değerlendirilerek, davaya bakan hâkime aittir.”

Yargıtay 10. Ceza Dairesi’nin 10.12.1998 tarihli 1998-10133/12221 E. Sayılı kararında Yargıtay, uyuşturucu madde satarak ölüme neden olma olayında, failin eylemiyle ölüm neticesi arasında uygun, yakın, doğrudan ve etkin illiyet bağı aranması gerektiğini belirtmektedir. Yargıtay, bu kararında “hareketlerin ölüm olayını meydana getirmeye elverişli sayılması” kavramına yer vermiş yani olayı uygun sebep teorisine göre ele almıştır. Fakat daha eski Yargıtay kararlarına bakıldığında Yargıtay’ın konuyu şart teorisi doğrultusunda ele aldığı  görülecektir.

Yargıtay 16. Ceza Dairesi’nin 24.09.2020 tarih 2020/82 E. Sayılı kararında; “Hiç kimse, kendi hareketinin neden olmadığı bir sonuçtan sorumlu tutulamaz. Bir neticeden dolayı sorumlu tutulabilmenin temelini, hareket ile netice arasındaki sebep-sonuç ilişkisini ifade eden nedensellik bağı oluşturur. Failin sorumluluğu bakımından, suçun kanuni tanımında hareketin yanı sıra neticeye yer verilmişse illiyet bağının bulunması zorunludur. Esasen illiyet bağı her neticeli suçta bulunması gereken doğal bir olay olmakla birlikte, doğa bilimi temelinde nedensellik, isnadiyet probleminin çözümünde sadece bir hareket noktası ve dış bir çerçeve oluşturabilir. Bir kimsenin davranışı nedensel olabilir ancak ona isnat edilmeyebilir, nedensel bağının varlığı faili tek başına sorumlu tutmak için yeterli değildir, ayrıca netice faile de objektif olarak isnat edilebilmelidir.” Şeklindeki açıklaması ile güncel kararlarında objektif isnat edilebilirlik teorisini benimsediğini göstermiştir.


Kaynakça:

Koca / Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 10. Baskı

Sakin, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 6. Baskı

Özgenç, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 11. Baskı

Centel / Zafer / Çakmut, Türk Ceza Hukukuna Giriş, 5. Baskı

Bir cevap yazın

Yorumunuza yalnızca isminizi eklemeniz yeterlidir.

Yorum yaptığınızda, isminiz bir dahaki sefere hatırlatılmak üzere tarayıcınıza kaydedilebilir. Detaylı bilgi için Kullanım Koşulları ile Gizlilik ve Çerez Politikamızı okuyabilirsiniz.