Yargılamanın Yenilenmesi-CMK

Yargılamanın Yenilenmesi

Mahkemelerce verilen kararlarda yanlışlık olabilir. Bu yanlışlıkların bir kısmı hüküm kesinleşmeden anlaşılır; bir kısmı ise ancak hüküm kesinleştikten, hatta infaz gerçekleştikten sonra anlaşılabilir. Bunların düzeltilmesi için çeşitli yollar gösterilmiştir. Hükmün kesinleşmesinden sonra anlaşılan yanlışlıkların düzeltilmesi için yargılamanın yenilenmesi yolu kabul edilmiştir.

Yargılamanın yenilenmesi, ancak önemli bir adli yanlışlık olması durumunda mümkündür. Bu yanlışlıklar yasada tek tek düzenlenmiştir.

Öte yandan, hatanın giderilebilmesini sağlayacak başka bir yol varsa, yargılamanın yenilenmesi yoluna gidilemez. Yargılamanın yenilenmesi, sadece kesinleşmiş son kararlara karşı başvurulabilecek bir yoldur.

Yargılamanın Yenilenmesi Nedenleri

Lehte Yenileme Nedenleri

Muhakemenin lehte yenileme nedenleri şunlardır (CMK m. 311/1):

Duruşmada kullanılan ve hükmü etkileyen bir belgenin sahteliğinin anlaşılması (CMK m. 311/1-a)

Bu madde anlamında belge, evrakta sahtekârlık suçundaki belgeden daha geniş bir kavram olarak kabul edilmelidir. Evrakta sahtekârlık suçunun oluşması açısından belge sayılmayan, ancak ceza davasında hükme esas alınan belgeler de yargılamanın yenilenmesini gerektirebilir. Önemli olan, bu belgenin duruşma devresinde tartışılmış ve hükme etki etmiş olmasıdır. Belgenin baştan itibaren sahte olarak hazırlanmış olmasıyla sonradan sahte hale getirilmiş bulunması arasında bir fark yoktur. Belgenin sahte olmayıp sadece içeriğinin gerçeği yansıtmaması durumunda belge sahte sayılmaz.


Yargıtay 14. CD. E. 2017/8148 K. 2017/6421 T. 14.12.2017

“…Bakırköy 21. Asliye Ceza Mahkemesinde …’ın yerine bu kimlik bilgileriyle yargılanan şahsın esasen … olduğu, suç işleyen ve hakkında kamu davası açılan gerçek …’ın ise Hatay’da başka bir suçtan tutuklu olarak cezaevinde bulunduğunun anlaşılması karşısında, fiilen yargılanan ve savunması alınarak hakkında hüküm kurulan sanığın gerçekte hakkında kamu davası açılan … olmayıp … olduğu, bu hususun ise gerçek sanık hakkında esasen bir yargılama yapılmadığı ve savunmasının alınmadığı anlamına geldiği bu durumun ise 5271 Sayılı Kanun’un 311-a maddesinde sayılan “duruşmada kullanılan ve hükmü etkileyen bir belgenin sahteliği” olarak kabul edilmesi gerektiği zira sanık hakkında savunma alınmaksızın mahkumiyet hükmü verilemeyeceği ve sanığın duruşma zabıtlarında geçen savunmasının esasen sanığa ait olmadığının ortaya çıktığı neticeten yargılamanın yenilenmesi koşullarının oluştuğu gerekçesi ile talebin kabulüne karar verilmesi gerekirken..’’


Yargıtay, olayda mahkemenin önüne gelen belgelerin sahte olduğuna hükmederek hükümlü lehine yeniden yargılama yapılmadığından kararı bozmuştur.

Yemin verilerek dinlenmiş olan bir tanık veya bilirkişinin hükmü etkileyecek biçimde hükümlü aleyhine kasıt veya ihmal ile gerçek dışı tanıklıkta bulunduğunun veya oy verdiğinin anlaşılması (CMK m. 311/1-b)

Yasada, gerçeğe aykırı tanıklık yapılmasından söz edilmektedir. Tanığın susması, tanıklık yapmaktan kaçınması, gerçeğe aykırı beyanda bulunmak sayılmaz. Öte yandan, tanıklığın hükme etki etmiş olması gerekir. Yalan tanıklığın veya bilirkişi raporunun hükme etki edecek nitelikte oldukları halde, hükme etki etmediklerinin anlaşılması halinde, yargılamanın yenilenmesi olanağı yoktur. Yasada, tanıklığın yemin edilerek yapılamasına da önem verilmiştir. Ancak yeminsiz dinlenen tanıkların hükme etki eden yalan tanıklığının yargılamanın yenilenmesi nedeni olmaması bir çelişkidir.

Yalancı tanıklık veya bilirkişiliğin kesin hükümle belirlenmiş olması veya delil yetersizliğinden başka bir nedenle bu konuda hüküm verilememiş olduğunun anlaşılması gerekir.


Yargıtay 12. CD. E. 2017/1136 K. 2017/10427 T. 19.12.2017

“…CMK’nın 311/1-b maddesi uyarınca ikinci kez alınan Adli Tıp Genel Kurulu raporunun sonuç kısmında, ilk Genel Kurul Raporuna atıfta bulunulmadığı ve ilk Genel Kurul Raporunun kusur açısından irdelenmediği dikkate alındığında; hükümlü doktorun tedavi süreci ve kusuruna dair yeni bir belge ve olayın dosyaya yansıtılmaması karşısında; mevcut durumun Adli Tıp Genel Kurul’unun görüşünün değiştirilmesi olarak nitelendirilebileceği, bu sebeple yargılamanın yenilenmesi talebinin kabulüyle…’’


Yargıtay, yeniden Adli Tıp raporunun içeriğinin bilirkişinin görüşünü değiştirmesi olarak yorumlamış ve sanık veya hükümlü lehine yeniden yargılama kararını onamıştır.

Hükme katılmış olan hâkimlerden birinin, hükümlünün neden olduğu kusur dışında, aleyhine ceza kovuşturması veya bir ceza ile mahkûmiyetini gerektirecek biçimde görevlerini yapmada kusur etmesi (CMK m. 311/1-c)

Yasada, hâkimin işlediği suçun hükme etki etmiş olması aranmamıştır. Ancak, hâkimin işlediği suçun hükmü etkilememiş olması durumunda yargılamanın yenilenmesinin gereksiz olacağı kuşkusuzdur. Hâkimin suç işlemiş olması nedeniyle yargılamanın yenilenmesinin istenebilmesi için, söz konusu hâkim hakkında kesin mahkûmiyet hükmünün bulunması veya mahkûmiyet hükmünün, delil yetersizliğinden başka bir nedenle verilememiş olduğunun anlaşılması gerekir.


Yargıtay 10. CD. E. 2016/2658 K. 2016/4291 T. 26.12.2016

“…hükümlü hakkındaki yargılamada görev almış bir kısım Cumhuriyet savcısı ve hâkim hakkında adlî ve/veya idarî soruşturma başlatılması durumunun yalnız başına veya önceden sunulan delillerle birlikte göz önüne alındıklarında hükümlünün beraatini veya daha hafif bir cezayı içeren kanun hükmünün uygulanması ile mahkûm edilmesini gerektirecek nitelikte olmadığı, bu bakımdan hükümlü müdafinin talebinin, CMK’nın 311. maddesinin 1. fıkrasının (c) ve (e) bentleri kapsamında yargılamanın yenilenmesi sebebi olarak kabule değer olmadığı anlaşıldığından, kanun yararına bozma talebi yerinde görülmemiştir.’’


Yargıtay, hâkimin işlediği suçun hükmü söz konusu olayı etkilemediğinden yeniden yargılama talebini reddetmiştir.

Ceza hükmünün hukuk mahkemesinin bir hükmüne dayandırılmış olması ve bu hükmün kesinleşmiş bir diğer hüküm ile ortadan kaldırılması (CMK m. 311/1-d)

Diğer hükmün, kesinleşmiş bir hüküm olması şarttır.

Yeni olaylar veya yeni deliller ortaya konulması ve bunların yalnız başına veya önceden sunulan delillerle birlikte göz önüne alındıklarında sanığın beraatini veya daha hafif bir cezayı içeren kanun hükmünün uygulanması ile mahkûm edilmesini gerektirecek nitelikte olması (CMK m. 311/1-e)

Hükmü veren mahkemeye bildirmediği için hüküm kurulurken dikkate alınmamış olan her türlü olgu ve deliller yeni sayılır. Daha önceden mahkemeye bildirilen, ancak mahkemece inandırıcı bulunmadığı için dikkate alınmayan delil veya olgular yeni sayılmaz.

Yeni delil veya olayın hükümlü tarafından önceden bilinip bilinmemesi önemli değildir. Yeni delil veya yeni olay, mahkûmun sadece beraatini değil, daha hafif bir suçtan dolayı az bir ceza ile cezalandırılması sonucunu doğuracak olduğu hallerde de yargılamanın yenilenmesi nedeni olur.


Yargıtay 20. CD. E. 2017/6326 K. 2017/6701 T. 30.11.2017

“… kayıtlarının alınarak dosya arasına getirtildiğinin, bu kapsamda kayıtların sanık ve müdafiinin de bulunduğu 18/09/2009 tarihli celsede okunduğu, sanıkla irtibat kuran ve yakalama işlemlerine katılan polis memuru …’in ise yine sanık ve müdafiinin hazır bulunduğu 10/06/2009 tarihli celsede tanık sıfatıyla dinlendiği, belirtilen delillerin mahkemece değerlendirilerek sanık hakkındaki mahkûmiyet hükmünün kurulduğu ve Yargıtay denetiminden de geçerek hükmün kesinleştiği, kanun yararına bozma talebi içeriğinde ileri sürülen hususların CMK’nın 311. maddesinin 1. fıkrasının ( c ) ve ( e ) bentleri kapsamında yargılamanın yenilenmesi sebebi olarak kabule değer olmadığı anlaşıldığından, kanun yararına bozma talebi yerinde görülmemiştir.’’


Yargıtay, daha önceden mahkemeye bildirilmiş ancak dikkate alınmamış delilleri yeni saymayarak değerlendirmeye almamıştır.

Ceza hükmünün, İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşme’nin veya eki Protokoller’in ihlali suretiyle verildiğinin ve hükmün bu aykırılığa dayandığının, AİHM’in kesinleşmiş kararıyla tespit edilmiş veya ceza hükmü aleyhine AİHM’e yapılan başvuru hakkında dostane çözüm ya da tek taraflı deklarasyon sonucunda düşme kararı verilmiş olması (CMK m. 311/1-f)

AİHM’in tespit ettiği ihlal ile ceza mahkemesinin mahkûmiyete hükmü arasında sebep sonuç ilişkisinin olması gerekir. Bu illiyet bağı kararında gösterilmiş olmalıdır. Yasal boşluk nedeniyle ortaya çıkmış olan ihlalin AİHM’nce tespit edilmiş olması doğrudan yargılamanın iade nedeni olmaz. Çünkü bu halde yasal değişiklik yapılmadan hükmün değişme olasılığı söz konusu olmayacaktır. Öncelikle yasal değişikliğin gerçekleşmiş olması gerekir. AİHM’nce ihlalin muhakeme süjelerinin eylem ve işlemlerinden veya iç hukuk normlarının farklı uygulanmasından meydana geldiğinin tespit edilmesi halinde, ihlal kararları doğrudan yargılamanın iadesi nedeni teşkil edecektir.


Yargıtay 16. CD E. 2015/6442 K. 2016/373 T. 01.02.2016

“Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararının 24.12.2003 tarihli başvuru üzerine verildiği, hükümlü hakkında kesinleşen mahkûmiyet hükmünün, İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşmenin 6. maddesinin 1. fıkrası ile birlikte 6. maddesinin 3. fıkrasının c ) bendinin ihlâli suretiyle verildiği ve hükmün bu aykırılığa dayandığının Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kesinleşmiş kararıyla tespit edilmiş olduğu, kararın kesinleştiği tarihten itibaren bir yıl içinde yargılamanın yenilenmesi isteminin yapıldığı, dolayısıyla yargılamanın yenilenmesi için kanunun aradığı koşulların gerçekleşmiş olduğunun anlaşılması karşısında, itirazın kabulüne karar verilmesi gerekirken…’’


Yargıtay, CMK 311/1-f hükmüne aykırı bularak kararı bozmuştur.

Aleyhte Yenileme Nedenleri

Sanık veya hükümlünün aleyhinde yargılamanın yenilenmesi nedenleri şunlardır (CMK m. 314):

Duruşmada sanığın veya hükümlünün lehine ileri sürülen ve hükme etkili olan bir belgenin sahteliğinin anlaşılması (CMK m. 314/1-a)

Evrakta sahtekârlık suçunun oluşması açısından belge sayılmayan, ancak, ceza davasında hükme esas alınan belgeler de yargılamanın yenilenmesini gerektirebilir. Önemli olan, bu belgenin duruşma devresinde tartışılmış ve hükme etki etmiş olmasıdır. Sahte belgeyi kimin ve hangi amaçla hazırladığı önemli değildir. Ancak, sanığın bilgisi dışında üçüncü kişiler tarafından yapılan sahtekârlıklarda, muhakemenin aleyhe yenilenmesinin kabul edilmesi haksızlık oluşturur.


Yargıtay 2. CD 2014 E. 2013/27509 K. 2014/17702 T. 23.06.2014

“Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 11.03.2014 ve 2012/3-909. 2014/121 sayılı kararında da belirtildiği üzere, hükmün kesinleşmesinden sonra yargılamanın yenilenmesine dayanak olarak ileri sürülen bilirkişi raporu, mahkemenin yargılama sırasında temas ettiği, bilgi sahibi olduğu, incelediği ve değerlendirmeye tabi tuttuğu bir konuya ilişkin olduğu takdirde sonuca etkili yeni bir delil niteliğinde olmayacaktır. Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesinin hükme esas alınan raporunun sahteliğinin de ileri sürülmemesi karşısında, anılan CGK kararında da değinildiği üzere, kesin hükümden dönülmesini gerektirecek, duruşma açılmasını haklı ve gerekli kılacak ciddiyette yeni delil ve olayların ortaya konulmuş olması halinde duruşmalı incelemeye yönelmek gerektiği de dikkate alınarak, CMK.nın 314. maddesinde sayılan yargılamanınyenilenmesi koşullarından hiçbiri oluşmadığından…’’


Yargıtay, hükümlünün lehine ileri sürülen belgenin sahteliğinin kanıtlanamamış olması nedeniyle yeniden yargılamaya olanak tanımamıştır.

Hükme katılmış olan hâkimlerden biri, aleyhine ceza kovuşturmasını veya bir ceza ile mahkûmiyetini gerektirecek nitelikte olarak görevlerini yapmada sanık veya hükümlü lehine kusur etmiş olması (CMK m. 314/1-b)

Yasaya göre, hükme katılmış olan hâkimlerden birinin aleyhinde ceza kovuşturması yapılması veya cezayla mahkûmiyetini gerektirecek biçimde görevlerini yerine getirme konusunda kusur etmiş olması, yargılamanın yenilenmesi sonucunu doğurur. Yasada açıkça, hâkimin suç işlemiş olmasının yargılamanın iadesi nedeni yapılabilmesi için hâkimin görevini yapmada sanık veya hükümlü lehine kusur etmiş olması aranmıştır. Bu hüküm, hâkimin işlediği suçun hükme etki etmiş olmasının arandığını ifade eder niteliktedir.

Sanık beraat ettikten sonra suçla ilgili olarak hâkim önünde güvenilebilir nitelikte ikrarda bulunması (CMK m. 314/1-c)

İkrarın hâkim önünde olması şart koşulmuş; böylece, aleyhe yargılamanın yenilenmesinin uygulama alanı daraltılmıştır. İkrar, sadece beraat kararı verilmişse göz önüne alınır. Buna karşılık, mahkûmiyetten sonra daha ağır bir cezanın verilmesi sonucunu doğuracak ikrar, yargılamanın yenilenmesi nedeni olmaz. Ancak bu ikrar, suçun hukuki niteliğinin de değişmesine neden oluyorsa, yenileme nedeni teşkil eder.

İkrar, sadece ikrarda bulunan kişi açısından etkili olur, iştirak halinde işlenen suçlarda diğer suç ortaklarına sirayet etmez. İkrar, kişinin olayı ve bu olayda fail olduğunu itiraf etmesidir.


Yararlanılan Kaynaklar:

– Centel/Zafer, Ceza Muhakemesi Hukuku, Syf. 922 Vd.

– Yargıtay İçtihatları

– 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu


Bir cevap yazın

Yorumunuza yalnızca isminizi eklemeniz yeterlidir.

Yorum yaptığınızda, isminiz bir dahaki sefere hatırlatılmak üzere tarayıcınıza kaydedilebilir. Detaylı bilgi için Kullanım Koşulları ile Gizlilik ve Çerez Politikamızı okuyabilirsiniz.