Tutuklama

Tutuklama Nedir?

Tutuklama; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun ikinci bölümündeki ‘Tutuklama’ başlığı altında 100.maddede ayrıntılı bir şekilde düzenlenmiştir. Koruma tedbirlerinden birisi olan tutuklama; Ceza Muhakemesi Kanununda belirlenmiş olan şartların gerçekleşmesi halinde sanık ya da şüphelinin suçluluğu konusunda kesin karar verilmeden hürriyetinin geçici olarak kısıtlanması durumudur. Tutukluluk ise şüphelinin veya sanığın özgürlüğünün kaldırılmasıyla başlayarak, serbest bırakılmasına veya cezanın infazının başlamasına kadar devam eden kısıtlılık durumudur.

Tutuklama, en ağır koruma tedbirlerinden birisidir çünkü bu yöntem hukuki gerekçeye dayansa bile özgürlük hakkına müdahale niteliğindedir. Adil yargılanma hakkı ile doğrudan ilişki halinde olmasından dolayı dikkatli bir şekilde uygulanması gereken tutuklama tedbiri birtakım nedenlere ve şartlara bağlanmıştır.

Tutuklamanın Amacı

Koruma tedbiri olarak tutuklama; soruşturma evresindeki adıyla şüpheli veya kovuşturma evresindeki ismiyle sanık hakkında verilmektedir. Bu tedbirinin uygulanmasıyla istenen; etkin bir ceza soruşturma ve kovuşturması yürütülmesinin ve maddi gerçeğe ulaşmanın sağlanmasıdır. Bu kişiler hakkında yargılama yapılırken bu süreci olumsuz etkileyecek durumları engellemek adına bazı hallerde böyle bir tedbire ihtiyaç duyulabilmektedir. Bu durum göz önünde bulundurulduğu takdirde kısaca tutuklamanın amacı; şüphelinin veya sanığın kaçmasını önlemek ya da delilleri karartmasını engellemektir.

Tutuklama Şartları

CMK m.100’e göre; “Kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin ve bir tutuklama nedeninin bulunması halinde, şüpheli veya sanık hakkında tutuklama kararı verilebilir. İşin önemi, verilmesi beklenen ceza veya güvenlik tedbiri ile ölçülü olmaması halinde, tutuklama kararı verilemez.” Bu maddeye göre tutuklama şartları şu şekildedir;

Kuvvetli suç şüphesini gösteren delillerin varlığı:

Kuvvetli şüphe, elde edilen delillerin değerlendirilmesiyle birlikte yapılacak bir yargılamada şüpheli veya sanığın mahkûm olmasının kuvvetle muhtemel olması demektir. Tutuklamanın ciddi ve ağır bir koruma tedbiri olmasından kaynaklı olarak kuvvetli suç şüphesini gösteren delillerin mevcut olması aranmıştır.

Tutuklama nedenlerinin birisinin varlığı:

5271 sayılı CMK tutuklama nedenlerini, 100.maddesinde tahdidi olarak içinde barındırmaktadır. Buna göre;

  • Sanık veya şüpheli hakkında kaçma şüphesi uyandıran somut olguların varlığı,
  • Sanığın veya şüphelinin davranışlarının delilleri karartma tehlikesi konusunda kuvvetli şüphe oluşturması,
  • Kuvvetli şüphe sebeplerinin olmasıyla birlikte kanunda belirtilmiş olan katalog suçlardan birisinin varlığı,

Ölçülülük ilkesine uygunluk:

Ölçülülük ilkesi uyarınca istenen amaç ile kullanılan aracın dengeli olması gerekmektedir. Aracın değerinin amacı aşmaması gerekmekle birlikte aynı amaca daha az değerli başka bir araçla ulaşılabilmesi mümkünse bu yol tercih edilmelidir. Bu nedenle daha hafif ve alternatif başka bir koruma tedbiriyle aynı amaca ulaşılması mümkün ise bu tedbire gidilemeyecektir.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu , 2017/977 E.  ,  2019/321 K. , 16.04.2019 T.

“Tutuklama kararı verilebilmesi için öncelikle, 6526 sayılı Kanun ile CMK’da yapılan değişiklik öncesi kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren olguların, anılan Kanun’la yapılan değişiklik sonrası ise kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin bulunması gereklidir. Ayrıca bir tutuklama nedeni olmalı, ölçülülük ilkesine uyulmalı, tutuklama yasağı bulunmamalı, sanığa güvence belgesi verilmemiş olmalı, muhakeme şartı gerçekleşmeli, muhakeme ehliyeti bulunmalıdır. Hâkim veya mahkeme, kanunda yazılı tutuklama nedenleri bulunsa dahi tutuklama kararı vermek zorunda değildir.”

Tutuklama Nedenleri

Genel Olarak

Tutuklama nedenleri CMK m.100/2-3’de açıkça sınırlı bir şekilde düzenlenmiştir. Buna göre bu madde ile birlikte belirlenmiş olan durumlardan başka gerekçelere dayanarak tutuklama kararı verilemeyecektir. Aşağıdaki hallerde bir tutuklama nedeni var sayılabilir:

“a) Şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut olgular varsa.

b) Şüpheli veya sanığın davranışları;

1. Delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme,

2. Tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı yapılması girişiminde bulunma,

Hususlarında kuvvetli şüphe oluşturuyorsa.

Katalog Suçlar

Aşağıdaki suçların işlendiği hususunda kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı halinde, tutuklama nedeni var sayılabilir:

a) 26.9.2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda yer alan;

1. Soykırım ve insanlığa karşı suçlar (madde 76, 77, 78),

2. Göçmen kaçakçılığı ve insan ticareti (madde 79, 80)

3. Kasten öldürme (madde 81, 82, 83),

4. Silahla işlenmiş kasten yaralama (madde 86, fıkra 3, bent e) ve neticesi sebebiyle ağırlaşmış kasten yaralama (madde 87),

5. İşkence (madde 94, 95)

6. Cinsel saldırı (birinci fıkra hariç, madde 102),

7. Çocukların cinsel istismarı (madde 103),

8. Hırsızlık (madde 141, 142) ve yağma (madde 148, 149),

9. Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti (madde 188),

10. Suç işlemek amacıyla örgüt kurma (iki, yedi ve sekizinci fıkralar hariç, madde 220),

11. Devletin Güvenliğine Karşı Suçlar (madde 302, 303, 304, 307, 308),

12. Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı Suçlar (madde 309, 310, 311, 312, 313, 314, 315),

b) 10.7.1953 tarihli ve 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanunda tanımlanan silah kaçakçılığı (madde 12) suçları.

c) 18.6.1999 tarihli ve 4389 sayılı Bankalar Kanununun 22 nci maddesinin (3) ve (4) numaralı fıkralarında tanımlanan zimmet suçu.

d) 10.7.2003 tarihli ve 4926 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanununda tanımlanan ve hapis cezasını gerektiren suçlar.

e) 21.7.1983 tarihli ve 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununun 68 ve 74 üncü maddelerinde tanımlanan suçlar.

f) 31.8.1956 tarihli ve 6831 sayılı Orman Kanununun 110 uncu maddesinin dört ve beşinci fıkralarında tanımlanan kasten orman yakma suçları.

g) 6/10/1983 tarihli ve 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanununun 33 üncü maddesinde sayılan suçlar.

h) 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun 7 nci maddesinin üçüncü fıkrasında belirtilen suçlar.”

Sonuç

Tutuklama nedenleri kısaca özetlenecek olursa; tutuklama tedbirinin uygulanabilmesi için aşağıdaki sebeplerden birisinin varlığı gerekmektedir;

  • Sanık veya şüpheli hakkında kaçma şüphesi uyandıran somut olguların varlığı (CMK m.100/2),
  • Sanığın veya şüphelinin davranışlarının delilleri karartma tehlikesi konusunda kuvvetli şüphe oluşturması (CMK m.100/2),
  • Kuvvetli şüphe sebeplerinin olmasıyla birlikte kanunda belirtilmiş olan katalog suçlardan birisinin varlığı (CMK m.100/3),

Yargıtay Ceza Genel Kurulu , 2017/1045 E.  ,  2019/609 K. , 17.10.2019 T.

“Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan kişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yok edilmesini veya değiştirilmesini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu kılan ve kanunda gösterilen diğer hallerde hâkim kararıyla tutuklanabilir.”

Tutuklama Kararını Kim Verir?

Tutuklama kararını sadece hâkim ya da mahkeme verebilmektedir. Bu kararın verilme süreci ise soruşturma ve kovuşturma evreleri açısından farklılık göstermektedir. CMK m.101’e göre; “Soruşturma evresinde şüphelinin tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimi tarafından, kovuşturma evresinde sanığın tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının istemi üzerine veya re’sen mahkemece karar verilir. Bu istemlerde mutlaka gerekçe gösterilir ve adlî kontrol uygulamasının yetersiz kalacağını belirten hukukî ve fiilî nedenlere yer verilir.”

Tutuklamaya, tutuklamanın devamına veya bu husustaki bir tahliye isteminin reddine ilişkin kararlarda;

  • Kuvvetli suç şüphesini,
  • Tutuklama nedenlerinin varlığını,
  • Tutuklama tedbirinin ölçülü olduğunu,

gösteren deliller somut olgularla gerekçelendirilerek açıkça gösterilir. Kararın içeriği şüpheli veya sanığa sözlü olarak bildirilir, ayrıca bir örneği yazılmak suretiyle kendilerine verilir ve bu husus kararda belirtilir. Tutuklama kararı verilmediği takdirde, şüpheli ya da sanık derhâl serbest bırakılır. CMK 105.maddede tutuklama talebinin kabulüne, reddine veya adli kontrol uygulanmasına karar verilmeden önce Cumhuriyet savcısı, şüpheli, sanık veya müdafiin görüşünün alınması gerektiği belirlenmiştir. Bu durumun istisnasını ise duruşma dışında bu kararın verilmesi oluşturmaktadır. Tutuklamaya dair kararın verilmesi için süre 3 gün iken bu durum 103.maddenin birinci fıkrasının birinci cümlesi uyarınca yapılan istemler hariç olmak üzere örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlar bakımından 7 gün olarak uygulanacaktır.

Tutuklama Kararı Verilemeyecek Haller

Ceza Muhakemesi Kanununun 100.maddesinde tutuklama kararının verilebilmesi için gerekli olan şartlar ile birlikte tutuklama kararı verilemeyecek haller de bu maddede düzenlenmiştir. Buna göre;

  • Sadece adlî para cezasını gerektiren suçlar
  • Hapis cezasının üst sınırı 2 yıldan fazla olmayan suçlar. Bu durumun istisnasını ise vücut dokunulmazlığına karşı kasten işlenenler suçlar oluşturmaktadır. Bu suçlarda ceza sınırına bakılmaksızın tutuklama kararı verilebilecektir.

Tutuklama yasağı, 15 yaşını doldurmamış çocuklar için ise Çocuk Koruma Kanununun 21.maddesi uyarınca üst sınırı 5 yılı aşmayan hapis cezasını gerektiren fiiller olarak uygulanacaktır.

Gıyabi tutuklama nedir diye bakılacak olursa; tutuklama kararının verilebilmesi için şüpheli veya sanığın mutlaka hâkim önüne çıkarılması ve sorgusu yapıldıktan sonra bu kararın verilmesi gerekmektedir. Bu nedenle şüpheli veya sanık hakim karşısına çıkmadan hakkında tutuklama kararı verilemeyecektir. Ancak gıyabı tutuklama yasağının CMK m.284/5’e göre bir istisnası bulunmaktadır. Buna göre “Kaçak hakkında 100 üncü ve sonraki maddeler gereğince, sulh ceza hâkimi veya mahkeme tarafından yokluğunda tutuklama kararı verilebilir.”

Tutukluluk Süresi

Tutukluluk süresi CMK 102.maddede düzenlenmiştir. Bu maddenin ilk iki fıkrasında bu tedbir için geçerli olan soruşturma ve kovuşturma evresini birlikte barındıran toplam süre belirlenmiştir. Buna göre;

Ağır ceza mahkemesinin görevine girmeyen işlerde tutukluluk süresi en çok bir yıldır. Ancak bu süre, zorunlu hallerde gerekçeleri gösterilerek altı ay daha uzatılabilir.

Ağır ceza mahkemesinin görevine giren işlerde, tutukluluk süresi en çok iki yıldır. Bu süre, zorunlu hallerde, gerekçesi gösterilerek uzatılabilir; uzatma süresi toplam üç yılı, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun İkinci Kitap Dördüncü Kısım Dördüncü, Beşinci, Altıncı ve Yedinci Bölümünde tanımlanan suçlar ile 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren suçlarda beş yılı geçemez”.

2019 yılında Ceza Muhakemesi Kanununda yapılan değişikliklerle birlikte soruşturma evresinde için de tutuklama süresi belirlenerek bir sınır çizilmiştir. Buna göre;

Soruşturma evresinde tutukluluk süresi, ağır ceza mahkemesinin görevine girmeyen işler bakımından altı ayı, ağır ceza mahkemesinin görevine giren işler bakımından ise bir yılı geçemez. Ancak, Türk Ceza Kanununun İkinci Kitap Dördüncü Kısım Dördüncü, Beşinci, Altıncı ve Yedinci Bölümünde tanımlanan suçlar, Terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren suçlar ve toplu olarak işlenen suçlar bakımından bu süre en çok bir yıl altı ay olup, gerekçesi gösterilerek altı ay daha uzatılabilir.”

Bu sürelerin uygulanması çocuklar için farklılık göstermektedir. Buna göre; “Bu maddede öngörülen tutukluluk süreleri, fiili işlediği sırada on beş yaşını doldurmamış çocuklar bakımından yarı oranında, on sekiz yaşını doldurmamış çocuklar bakımından ise dörtte üç oranında uygulanır.”

Zorunlu hallerin gerektirmesi halinde kanunda belirlenmiş süreler göz önüne alınarak tutukluluğa ilişkin süreleri uzatılabilecektir. CMK 102.maddede öngörülen uzatma kararları, Cumhuriyet savcısının, şüpheli veya sanık ile müdafiinin görüşleri alındıktan sonra verilir.

Tutuklama Kararına İtiraz

Ceza Muhakemesi Kanunu m.101/5, m.104/2 ve m.105 uyarınca soruşturma ve kovuşturma evresinde verilen tutuklama ve tutukluk halinin devamı kararlarına karşı itiraz yolunun mümkün olduğu görülmektedir. Olağan kanun yollarından olan itiraz CMK m.267-271 arasında düzenlenmiştir. Buna göre tutuklamaya itiraz süresi 7 gündür. Tutuklama kararına itiraz, hâkim ya da mahkeme kararlarına karşı ilgililerin kararı öğrendiği günden itibaren 7 gün içinde kararı veren mercie yapılır(CMK m.268/1). Tutuklamaya itiraz üzerine, kararı veren hâkim veya mahkeme kendi kararını inceler. İnceleme sonrası itirazı yerinde görürse kendi verdiği kararını kaldırır. Ancak, itirazı yerinde görmezse itirazı 3 gün içerisinde incelemeye yetkili mercie gönderir. (CMK m.268/2)

Tutuklamanın İncelenmesi

Soruşturma evresinde şüphelinin tutukevinde bulunduğu süre içinde ve en geç otuzar günlük süreler itibarıyla tutukluluk hâlinin devamının gerekip gerekmeyeceği hususunda, Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimi tarafından 100.madde hükümleri göz önünde bulundurularak, şüpheli veya müdafii dinlenilmek suretiyle karar verilir. Tutukluluk durumunun incelenmesi, yukarıdaki fıkrada öngörülen süre içinde şüpheli veya sanık tarafından da istenebilir. Bu konuda süre ya da talep sayısı konusunda herhangi bir sınır belirlenmemiştir. Yapılan başvuru sonrası verilecek kararlara karşı itiraz yolu açıktır ve tutukluluğa itiraz süresi 7 gün olarak uygulanmaktadır.

Hâkim veya mahkeme, tutukevinde bulunan sanığın tutukluluk hâlinin devamının gerekip gerekmeyeceğine her oturumda veya koşullar gerektirdiğinde oturumlar arasında ya da birinci fıkrada öngörülen süre içinde de re’sen karar verir. Bu süreçte tutuklama şartlarının ve nedenlerinin değişmesi veya ortadan kalması halinde verilmiş olan bu tutuklama kararının derhal geri alınması gerekmektedir.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu , 2017/977 E.  ,  2019/321 K. , 16.04.2019 T.

“…tutuklama kararı verildiği zamanki koşullar ileride değişip tutuklama nedenleri ortadan kalktığında, tutuklama kararının derhal geri alınması gerekir. Bunu yaparken mutlaka şüpheli veya sanık hakkında verilen tutuklama kararının hukuki temellerinin aradan geçen süre içinde varlığını koruyup korumadığının araştırılması zorunludur.”

Tutuklamanın Sona Ermesi

Tutuklamanın sona ermesi çeşitli hallerde mümkün olmaktadır. “Cumhuriyet savcısı, şüphelinin adlî kontrol altına alınarak serbest bırakılmasını sulh ceza hâkiminden isteyebilir. Hakkında tutuklama kararı verilmiş şüpheli ve müdafii de aynı istemde bulunabilirler. Soruşturma evresinde Cumhuriyet savcısı adlî kontrol veya tutuklamanın artık gereksiz olduğu kanısına varacak olursa, şüpheliyi re’sen serbest bırakır. Kovuşturmaya yer olmadığı kararı verildiğinde şüpheli serbest kalır.” Ayrıca soruşturma ve kovuşturma evrelerinin her aşamasında şüpheli veya sanık salıverilmesini isteyebilir. Bu talep üzerine şüpheli ya da sanığın tutukluluğun devamına veya salıverilmesine karar verme yetkisi hâkim veya mahkemededir.

Haksız Tutuklama ve Tazminat Davaları

Hukuka Aykırı Tutuklama

En ağır koruma tedbirlerinden birisi olan tutuklama, ‘Kişi Hürriyeti ve Güvenliği’ başlığıyla düzenlenen Anayasa’nın 19.maddesiyle doğrudan ilişkilidir. Bu maddenin son fıkrasında “Bu esaslar dışında bir işleme tabi tutulan kişilere uğradıkları zarar, tazminat hukukunun genel prensiplerine göre devletçe ödenir” hükmü yer almaktadır. Koruma tedbirleri nedeniyle tazminat verilmesinin usul ve sebepleri ise 5271 Sayılı CMK’nın 141-144. Maddelerinde düzenlenmiştir.

CMK m.141’de belirtilmiş olan sebeplere bakıldığında; gözaltı veya tutuklama kararını takiben kanunun yapılmasını emrettiği işlerde eksiklik ya da kanuna aykırılık olması durumunda usulsüz tutuklamanın varlığını göstermektedir. Haksız tutuklama ise Anayasa ve kanuna uygun olarak tutuklanan ve tutukluluk işlemleri eksiksiz ve kanuna uygun şekilde yerine getirilen sanık hakkında kovuşturmaya yer olmadığı kararı ya da beraat kararı verilmesi veya tutuklu kalınan süre hükümlülük süresinden fazla ise veya sanığın sadece para cezasına mahkûm edilmesi halleri olarak karşımıza çıkmaktadır.

Tazminat Davası

Yargıtay 12. Ceza Dairesi , 2015/11182 E.  ,  2016/7848 K. , 04.05.2016 T.

“…davacı hakkında cinsel saldırı suçu nedeniyle beraatine hükmedildiği, konut dokunulmazlığını ihlal etme suçundan şikayet yokluğu nedeniyle düşme kararı verildiği anlaşıldığından, davacının tutuklanmasına konu olan suçla ile ilgili olarak beraat etmesi nedeniyle CMK’nın 141. ve devamı maddelerinde aranan tazminat davası şartlarının gerçekleştiği, davacının beraat etmesi nedeniyle haksız yere tutuklu kaldığı…”

CMK 141.maddede görüldüğü üzere, hem usulsüz hem de haksız tutuklama hallerinde, kişilerin tazminat isteme hakları bulunmaktadır ve mağdur olan kişiler maddi ve manevi her türlü zararlarını devletten isteyebilirler. Manevi tazminatın hangi ölçütlere göre tespit edileceği Yargıtay yerleşik kararlarında belirlenmiştir.

Yargıtay 12. Ceza Dairesi , 2019/2135 E. , 2021/583 K. , 25.01.2021 T.

“… hükmedilecek manevi tazminatın davacının sosyal ve ekonomik durumu, üzerine atılı suçun niteliği, tutuklanmasına neden olan olayın cereyan tarzı, tutuklu kaldığı süre ve benzeri hususlar ile tazminat davasının kesinleşeceği tarihe kadar faizi ile birlikte elde edeceği parasal değer gözetilmek suretiyle, hak ve nesafet ilkelerine uygun, makul bir miktar olarak tayin ve tespiti gerekirken…”

Tazminat isteminin süresi CMK m.142/1’ göre “Karar veya hükümlerin kesinleştiğinin ilgilisine tebliğinden itibaren üç ay içinde ve her halde karar veya hükümlerin kesinleşme tarihini izleyen bir yıl içinde tazminat isteminde bulunulabilir” şeklinde belirlenmiştir. CMK m.142/2 uyarınca görevli ve yetkili mahkeme ise şu şekildedir : “Dava, zarara uğrayanın oturduğu yer ağır ceza mahkemesinde ve eğer o yer ağır ceza mahkemesi tazminat konusu işlemle ilişkili ise ve aynı yerde başka bir ağır ceza dairesi yoksa en yakın yer ağır ceza mahkemesinde karara bağlanır.”

Tutuklama Hakkında Doğru Bilinen Yanlışlar

En ağır koruma tedbirlerinden birisi olan tutuklamaya uygulamada sıkça başvurulmaktadır. Bu nedenle de toplumda sıklıkla konuşulan ve bilindiği sanılan bir tedbirdir ancak genel kanının aksine doğru bilinen birçok yanlış bulunmaktadır. Bunlardan bazıları ise şöyledir;

  • Tutuklama, yargılamanın daha sağlıklı yapılabilmesi için uygulanan bir koruma tedbiridir. Bu nedenle şüpheli veya sanık hakkında tutuklama kararının verilmesi mahkûmiyet hükmü niteliğinde değildir.
  • Tutuklama kararı her suç için verilemeyecektir. Bu karar için CMK’da belirlenmiş olan şartların ve tutukluluk nedenlerinin gerçekleşmesi gerekmektedir. Kanunilik ilkesi gereğince bu gereklilikler sağlanmadan tutuklama kararının verilmesi hukuka aykırı olacaktır.
  • Tutuklama nedenlerin var olması tutuklama kararının verilmesi için bir zorunluluk oluşturmamaktadır. İhtiyari bir niteliğe sahip olduğundan, kanunda yazılı tutuklama nedenleri bulunsa dahi hâkim tutuklama kararı vermeye mecbur değildir. Tutuklama ceza olmadığından, bu tedbire, kamu yararı bakımından haklı sayılabilecek zorunlu hallerde, önemli ve ciddi sayılabilecek suçlarda başvurulmalıdır.
  • Tutuklama kararının savcı tarafından veya kolluk görevlilerince verilmesi mümkün değildir. CMK m.101 uyarınca tutuklama kararını soruşturma evresinde sulh ceza hâkimi, kovuşturma evresinde ise mahkeme verebilmektedir.
  • Sanık veya şüphelinin tutuklu kalma süresi sınırsız veya belirsiz değildir. CMK m.102’de belirtildiği üzere soruşturma ve kovuşturma evreleri için özel olarak tutukluluk sürelerinin sınırı çizilmiştir.
  • Tutukluluk halinin sona ermesi için her durumda hâkim veya mahkeme kararı gerekmemektedir. Soruşturma evresindeyken Cumhuriyet savcısı tutuklamanın veya adli kontrolün gerek kalmadığı kanaatine vardığı takdirde şüpheliyi resen serbest bırakma yetkisine sahiptir. Ayrıca kovuşturmaya yer olmadığı kararı verildiğinde şüpheli serbest kalır.

Kaynakça:

5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu

5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu

Çulha / Demirağ /Nuhoğlu, Ceza Muhakemesi Hukuku

YARGITAY Kararları

Bir cevap yazın

Yorumunuza yalnızca isminizi eklemeniz yeterlidir.

Yorum yaptığınızda, isminiz bir dahaki sefere hatırlatılmak üzere tarayıcınıza kaydedilebilir. Detaylı bilgi için Kullanım Koşulları ile Gizlilik ve Çerez Politikamızı okuyabilirsiniz.