Kefaletin Türleri Giriş
Kefaletin türleri, Türk Borçlar Kanunu’nda (TBK) düzenlenmiş, bir kişinin, borçlunun borcunu ifa etmemesi riskine karşı alacaklıya güvence verdiği bir kişisel teminat sözleşmelerinin çeşitlerini ihtiva etmektedir. Finansal ilişkilerde ve ticaret hayatında sıkça karşılaşılan bu hukuki kurum, alacaklının alacağına ulaşma ihtimalini güçlendirmeye çalışırken, kefil olan kişiye de ciddi sorumluluklar yüklemektedir.
Bu nedenle, kefaletin türleri hakkında detaylı bilgi sahibi olmak, hem alacaklı hem de kefil için önem arz etmektedir. Kanun koyucu, farklı risk ve sorumluluk derecelerini karşılamak üzere çeşitli kefalet sözleşmesinin türleri kanun sistematiği halinde belirlemiştir. Modern hukuk sisteminde kefalet türleri nelerdir sorunun cevabı, kefilin sorumluluğunun kapsamını ve sınırlarını ortaya koyan çeşitli yasal düzenlemelerden anlaşılmaktadır.
İşbu çalışmada kefaletin yasada düzenlenen sistematiğine de uygun olarak kefalet türlerinin neler olduğu belirtilmekte ve kısaca muhteviyatı hakkında bilgilendirmeler yapılmıştır.
Genel Anlamda Kefaletin Türleri
Türk Borçlar Kanunu (TBK), kefaleti temel olarak 4 ana başlık altında ele almaktadır. Adi Kefalet, Müteselsil Kefalet, Birlikte Kefalet ve kefile kefil ve rücua kefil olarak ayrılmaktadır. Bu kefaletin türleri, kefilin alacaklıya karşı ne zaman ve hangi koşullarda sorumlu olacağını belirleyen en temel ayrımları içerir.
Adi Kefalet
İkincil Sorumluluğun Hukuki Çatısı
Adi kefalet, TBK m. 585’te düzenlenmiş olup, kefaletin türleri arasında kefilin en az risk üstlendiği tür olarak kabul edilir.
Adi kefalet nedir?
Adi kefalet nedir sorusunun yasal anlamda cevabı, kefilin sorumluluğunun ikincil ve tali nitelikte olmasıdır. Adi kefalette alacaklı, kural olarak, önce asıl borçluya başvurmak, borcu ondan tahsil etme yollarını denemek ve hatta varsa rehinle güvence altına alınmış malları paraya çevirmek zorundadır. Bu duruma hukuk literatüründe “tartışma def’i” (peşin dava def’i) şeklinde isimler de söylenmektedir. Kefil, alacaklı kendisine başvurduğunda, “Önce asıl borçluya git” diyerek bu def’i ileri sürebilme hakkına sahiptir. Adi kefalet nedir sorusuna ek olarak, bu kefalet türünde kefil, borçlu ile birlikte müteselsil bir sorumluluk altına girmemektedir.
Taraflar arasında yapılan kefalet sözleşmesinde eğer kefalet türünün hangi türde olduğuna (örneğin müteselsil kefalet) dair açık ve net ifadeler yer almıyorsa, bu durumda yapılmış olan kefalet türü adi kefalet olarak kabul edilecektir.
Ancak, ticari iş tanımına uygun olan işlerde asıl olan müteselsil kefalet kabul edilmektedir. Bu konuda TTK. m .7 düzenlemesine bakabilirsiniz (teselsül karinesi).
Doğrudan Kefile Başvurabilecek Haller
Her ne kadar adi kefalette sorumluluk ikincil olsa da, Kanun alacaklının korunması amacıyla bazı istisnalar öngörmüştür. Bu istisnalar, tartışma def’inin ortadan kalktığı durumları ifade eder ve alacaklıya doğrudan kefile başvurma yetkisi tanır. Adi kefalet nedir sorusunun kapsamını genişleten bu haller şunlardır:
Kesin Aciz Belgesi Alınması:
Borçlu aleyhine yapılan takibin sonucunda İİK. 143. madde düzenlemesi kapsamında kesin aciz belgesi alınması şartının sağlanmış olması gerekir. Şayet İİK. 105 maddesi uyarınca geçici nitelikli aciz vesikası alınması bu koşulu sağlamak için yeterli olamayacaktır.
Bu hususta önemli bir detayı da atlamamak gerekir; İİK. 143/5 maddesi gereği kefiller, kesin aciz belgesindeki miktara ilişkin sorumlu oldukları faizlerden için borçluya rücu hakkı bulunmamaktadır. Öte yandan, bu kesin aciz belgesinin zamanaşımı süresi ise kural olarak 20 yıldır. Ancak, borçlunun ölmesi ve mirasın açılmasından itibaren 1 yıl içinde alacaklıların haklarını araması gerekir. Zira, bu süre içinde alacak hakkı aranmaz ise mirasçılar zamanaşımı def’ini ileri sürebilecektir.
Takibatın İmkansızlaşması:
Borçlu aleyhine Türkiye’de takibatın imkânsız hâle gelmesi veya önemli ölçüde güçleşmesi halinde doğrudan adi kefile başvurulabilecektir. Takibatın aşırı masraf gerektirmesi ve bu durumun alacaklıdan kaynaklanmaması hallerinde de takibatın önemli ölçüde güçleştiği kabul edilmektedir. Böyle bir durumda kefilin tartışma defini öne sürmesi söz konusu olamayacaktır.
Borçlunun İflası:
Borçlu hakkında iflas kararı verildiğini alacaklının öğrendiği anda kefile öncelikle bu durumun bildirilmesi gerekir. Bu bildirimin yerine getirilmemesi halinde, kefilin uğrayacağı zarar nispetinde alacaklının kefile başvurma hakkı sona erecektir.
Konkordato Mühleti Verilmesi:
Borçlunun kendisine konkordato mühleti verilmiş olması halinde de iflas durumunda olduğu gibi aynı bildirimin yapılması gerekmektedir. Aksi takdirde sonuç yine aynı olacak ve kefilin uğrayacağı zarar kadar kefile başvurma hakkı kaybedilecektir.
Bu kefalet sözleşmesinin türleri içinde, adi kefalet, asıl borcun rehinle de güvence altına alındığı durumlarda kefile, alacağın öncelikle rehin konusundan alınmasını isteme hakkı da tanır. Bu hak, rehnin paraya çevrilmesi def’i olarak bilinir. Adi kefalet nedir sorusunun tam cevabı için bu savunma hakkı da göz önünde bulundurulmalıdır.
Müteselsil Kefalet:
Kefaletin türleri arasında en ağır sorumluluk getiren tür, müteselsil kefalettir. Doğrudan ve birincil sorumluluk olarak ifade edilebilir.
Müteselsil kefalet ne demek?
Bu kefalet türünde kefil, asıl borçlu ile birlikte aynı derecede ve doğrudan doğruya sorumluluk üstlenmektedir. TBK m. 586 uyarınca, borçlu edimini ifada geciktiği ve alacaklının yapacağı ihtara rağmen borç ödenmediği takdirde alacaklı, borçluyu takip etmeden veya rehnin paraya çevrilmesini beklemeden doğrudan doğruya müteselsil kefile başvurabilir. Dolayısıyla, müteselsil kefalet ne demek sorusunun cevabı, alacaklıya borçlu ile kefil arasında bir seçim hakkı tanıyan bir teminat ilişkisi demektir.Ancak, söz konusu alacak teslime bağlı taşınır rehni veya alacak rehni ile teminat altına alınmış ise müteselsil kefalet türünde de öncelikle rehnin paraya çevrilmesi gerekmektedir. Bir diğer ifadeyle, bu ihtimalde doğrudan kefile başvurulamayacaktır. Bu ihtimalde de bir istisna öngörülmüş olmakla, alacağın rehnin paraya çevrilmesi yoluyla tammen karşılanmayacağının önceden hakim tarafından tespit edilmesi veya borçlunun iflas etmesi ya da konkordato mühletine girmesi hallerinde, rehnin paraya çevrilmesine gerek kalmayacak, doğrudan kefile başvurulabilecektir.
Müteselsil Kefile İhtar Çekmek Şart mıdır?
Müteselsil kefile ihtar çekilmesinin gerekip gerekmeyeceği hususunda verilmiş Yargıtay içtihadı;
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 2015/3387 E. 2015/4735 K.
“Borçlunun ifada gecikmesi tek başına yeterli olmayıp ifada gecikmiş olan borçluya ihtar gönderilmesi ve bunun da sonuçsuz kalması gerekmektedir. Ancak borçlunun ödeme güçsüzlüğü içinde bulunması halinde diğer şartların aranmasına gerek yoktur. Ayrıca kanunda müteselsil kefile ihtar çekilmesi şartı aranmamaktadır. Müteselsil kefile ihtar çekilmesi, sadece onun takipten önce temerrüde düşürülmesi ile ilgili bir sorundur.”
*Müteselsil kefalet ve bu konudaki uygulamalar ile ihtar şartlarının aranıp aranmadığına ilişkin detaylı incelemeler ayrı bir yazı konusu olarak ele alınmaktadır.
Adi Kefalet Müteselsil Kefalet Farkı
Adi kefalet müteselsil kefalet farkı, kefilin sorumluluğunun ikincil (tali) veya birincil (asli) olması noktasında toplanır.
- Tartışma Def’i : Adi kefalet müteselsil kefalet farkının en belirgin yönü, adi kefilin tartışma def’ini ileri sürebilme hakkına sahip olmasıdır; müteselsil kefilin ise kural olarak böyle bir hakkı yoktur.
- Rehne Başvuru Zorunluluğu: Adi kefalette rehin varsa alacaklının öncelikle rehnin paraya çevrilmesini isteme hakkı (rehin def’i) varken, müteselsil kefalette kural olarak bu hak sınırlıdır.
- Başvuru Anı : Müteselsil kefile alacaklının borçlu ifada gecikmeye düştüğü an başvurabilmesi, adi kefalet müteselsil kefalet farkını netleştirdiğini söyleyebiliriz. Adi kefile ancak borçlunun ödeme güçsüzlüğünün belgelenmesi gibi istisnai hallerde başvurulabilmektedir.
- Ticari İşler : Ticari işlerde kefil olunan durumlarda veya kefilin ticari işletmesiyle ilgili bir kefalet ise, sözleşmede aksi kararlaştırılmadıkça doğrudan müteselsil kefalet söz konusu olur.
- Kanuni Asıl/İstisna: TBK sisteminde adi kefalet asıl kural iken, müteselsil kefalet istisnai kefalet sözleşmesinin türleri arasındadır. Ancak uygulamada, özellikle bankacılıkta, genellikle müteselsil kefalet türünün tercih edildiğini görmekteyiz.
- Sorumluluk Ağırlığı: Sonuç olarak, adi kefalet müteselsil kefalet farkını, müteselsil kefilin sorumluluğunun çok daha ağır ve birincil nitelikte olması olarak ortaya koyabiliriz.
Diğer Yasal Kefaletin Türleri
Açığa Kefalet
Kefaletin türleri arasında yer alan ve özel bir sorumluluk biçimi içeren bir diğer düzenleme de açığa kefalet olarak karşımıza çıkmaktadır.
Bu kefalet şekli TBK m. 585/III’te “sadece açığın kapatılması için kefil olunmuşsa” ifadesiyle düzenlenmiştir. Açığa kefalet, kefilin sorumluluğunun, alacaklının asıl borçlu aleyhine yaptığı takibat sonucunda elde edemediği miktar (açık) ile sınırlı olması anlamına gelir. Bu, kefilin baştan belirli bir borç miktarı için değil, takibat sonunda ortaya çıkacak zarar miktarı için sorumluluk üstlendiği anlamına gelir.
Açığa kefalet, temelde adi kefaletin bir alt türü gibi işlese de, borçlunun iflası veya konkordatonun kesinleşmesi durumlarında alacaklı doğrudan kefile başvurabilir. Ancak taraflar sözleşmede, bu durumlarda dahi alacaklının önce asıl borçluya başvurmasını kararlaştırabilirler.
Birlikte Kefalet
Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 587. maddesi, birlikte kefalet durumunu düzenler. Bu madde, aynı borca birden çok kişinin kefil olması hâlinde kefillerin birbirlerine ve alacaklıya karşı olan sorumluluklarını ve rücu (geri isteme) haklarını içermektedir.
Birden çok kişi aynı borca birlikte kefil olduğunda, kefillerden her biri kendi payı için adi kefil gibi sorumludur. Bu, alacaklının öncelikle borçluya başvurması gerektiği anlamına gelir.
Ayrıca her kefil, diğer kefillerin payı için de kefile kefil gibi sorumlu olur. Yani alacaklı, bir kefilden, diğer kefillerin ödemediği payı talep ettiğinde, bu kefil o pay için ikincil derecede, bir nevi garanti veren konumunda yer almaktadır.
Kefiller, borçluyla birlikte veya kendi aralarında müteselsil (zincirleme) kefil olarak yükümlülük altına girerlerse, her biri borcun tamamından sorumlu olur.Ancak müteselsil kefil, kendisiyle birlikte aynı anda veya daha önce müteselsil yükümlü olan ve Türkiye’de takip edilebilen bütün kefillere karşı takibe girişilmiş olmadıkça, kendi payından fazlasını ödemekten kaçınabilir. Bu hak, diğerlerinin kendi paylarını ödemesi veya ayni güvence sağlaması durumunda da kullanılabilir. Bu, alacaklının tüm müteselsil kefilleri takibe zorlayan, birlikte takibe zorlama hakkı olarak bilinen önemli bir güvencedir.
Kefile Kefalet – Kefaletin Türleri
Kefile kefalet nedir sorusunun cevabı, Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 588. maddesinde düzenlenen özel bir teminat şekli olarak verilebilir. Bu kefalet türü, alacaklının mevcut bir kefilden olan alacağına (kefalet borcuna) ek bir güvence sağlamak amacıyla ortaya çıkar. Basitçe ifade etmek gerekirse, ikinci bir kefil, ilk kefilin (ön kefilin) borcunu ifa etmemesi riskine karşı alacaklıya güvence verir.
Kefile kefaletteki asıl borç ilişkisi, ilk kefilin alacaklıya karşı üstlendiği kefalet borcudur.
- Sözleşmenin Tarafları: Bu sözleşme, alacaklı ile kefile kefil arasında kurulur.
- Asıl Borçlu: Kefile kefil sözleşmesi için asıl borçlu, ilk kefalet sözleşmesindeki kefildir.
Kefile kefilin sorumluluğu, ilk kefilin borcunu yerine getirmemesine yöneliktir.
Kefile kefalet, alacaklının teminatını pekiştirmesinin bir yoludur. Alacaklı, mevcut kefilinin mali durumundan veya ödeme niyetinden emin olamadığında, borç için ikinci bir güvence sağlamış olur. Bu, alacaklı için daha az riskli bir alacak tahsil süreci anlamına gelmektedir.
Rücua Kefalet
Rücua kefalet ne anlama gelir?
Bu, mevcut bir kefalet ilişkisinde, borcu ödemiş olan ilk kefilin asıl borçludan olan rücu alacağını güvence altına alan özel bir kefalet türüdür. Türk Borçlar Kanunu (TBK) madde 588/2’de tanımı yapılan rücua kefalet, ilk bakışta karmaşık görünse de, temel amacı güvenceyi ikiye katlamaktır.
Rücua kefalet ne anlama gelir sorusunun cevabı, ilişkinin taraflarında gizlidir. Normal bir kefalette alacaklı ve asıl borçlu varken, rücua kefalette taraflar ilk kefil (alacaklı konumunda) ve rücua kefildir (borçlu konumunda). Yani, rücua kefil, asıl borcun ödenmesinden sonra devreye girer. İlk kefil, asıl borçluya ödeme yaptığında, TBK m. 596 uyarınca yasal halefiyet yoluyla borçlunun yerine geçer ve ona karşı rücu alacağı elde eder. İşte rücua kefilin sorumluluğu, asıl borçlunun bu rücu alacağını ilk kefile ödememesi riskine karşı bir güvence sağlamaktır.
Adi Rücua Kefalet: İlk kefil, ödeme yaptıktan sonra öncelikle asıl borçluyu takip etmek zorundadır. Ancak TBK m. 585 deki koşullar gerçekleşirse rücua kefile başvurabilir.
Müteselsil Rücua Kefalet: Borcun ilk kefil tarafından ödenmesinden sonra, TBK m. 586’daki koşulların varlığı halinde rücua kefile doğrudan başvurma imkanı doğar. Bu tür, ilk kefil için daha güçlü bir güvence sunar.
Kefaletin Türleri ile Farklı Hukuki Kurumların Karşılaştırılması
Hukuk sistemimizde kişisel güvence sağlayan tek hukuki işlem kefalet değildir. Kefalet sözleşmesinin fer’i (ikincil) niteliğinin getirdiği koruyucu hükümlerin dolanılmasını önlemek amacıyla TBK m. 603, diğer kişisel güvence sözleşmelerinin de kefalet hükümlerine tabi olabileceğini belirtir. Bu nedenle, kefaletin türleri incelenirken, kefalet benzeri diğer teminat kurumlarından ayrımının yapılması büyük önem taşır.
Aval ile Kefalet Arasındaki Farklar
Aval, özellikle kambiyo senetleri (çek, bono, poliçe) hukukuna özgü bir kişisel teminat türüdür. Her ne kadar görünüşte kefalete benzese de, hukuki nitelik ve sorumluluk bakımından önemli farklılıklar gösterir. Aval ile kefalet arasındaki farklar şu şekilde özetlenebilir:
- Hukuki Niteliği: Kefalet bir sözleşme iken, aval tek taraflı bir taahhüttür. Aval ile kefalet arasındaki farklar bu bağlamda, irade beyanının şeklinden doğar.
- Uygulama Alanı: Aval yalnızca kambiyo senetlerinde (poliçe, bono) geçerliyken, kefalet her tür borç ve borçlu için verilebilir.
- Fer’ilik/Bağımsızlık: Kefalet, asıl borca fer’i (ikincil) nitelikte bağlıdır; yani asıl borç geçersizse kefalet de geçersiz olur. Buna karşılık, aval ile kefalet arasındaki farklar en önemlisi, avalin şekil bakımından borca bağlı, maddi açıdan ise bağımsız (soyut) bir taahhüt olmasıdır. Aval verenin sorumluluğu, lehine aval verdiği kişinin kişisel def’ilerini ileri sürme imkanı olmaksızın senetten doğar (imzaların bağımsızlığı ilkesi).
- Sorumluluk Türü: Kefalette kural, kefilin adi kefil olması ve tartışma def’ine sahip olmasıdır. Avalde ise avalist, kambiyo hukuku gereği müteselsilen sorumlu olur ve kural olarak tartışma def’i yoktur. Aval ile kefalet arasındaki farklar sorumluluğun ağırlığını gösterir.
- Halefiyet: Kefil ödeme yaptığında alacaklının haklarına halef olur. Avalist de ödeme yaptığında halefiyet hakkına sahip olur, ancak bu, kambiyo senedinden doğan bağımsız bir hak elde etmesi anlamına gelir ve kefalettekine göre daha güçlü bir rücu imkanı sunar. Aval ile kefalet arasındaki farklar rücu hakkının niteliğinde de kendini gösterir.
Kefalet ve Garanti Sözleşmesi Arasındaki Farklar
Kefalet ve garanti sözleşmesi farkı, TBK’nın koruyucu hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağı açısından büyük önem taşır. Garanti sözleşmesi, garanti verenin belirli bir sonucun gerçekleşmemesi riskini üstlendiği, asli ve bağımsız bir taahhüttür.
- Aslilik/Fer’ilik Kıstası: Kefalet ve garanti sözleşmesi farkı en önemli ayrımı, taahhüdün niteliğidir. Kefalette kefilin borcu, asıl borca fer’i (ikincil) nitelikte bağlıdır; asıl borç sona ererse kefilin borcu da sona erer. Garanti sözleşmesinde ise garanti verenin borcu, temel borç ilişkisinden tamamen asli ve bağımsızdır.
- Kefili Koruma Hükümleri: Kefalet sözleşmesi, şekil şartları ve eşin rızası gibi kefili koruyucu hükümlere tabidir. Garanti sözleşmesi, kefaletten bağımsız ve asli nitelikte olduğu için bu koruyucu hükümlere tabi değildir.
- Halefiyet: Kefil, ödeme yaptığında alacaklının haklarına yasal olarak halef olur (rücu hakkı). Kefalet ve garanti sözleşmesi farkı olarak, saf garanti sözleşmesinde ise garanti veren asıl borçtan bağımsız sorumlu olduğu için halefiyet ilişkisi doğmaz ve rücu hakkı kural olarak bulunmaz.
Borca Katılma ile Kefalet Arasında Fark
Borca katılma (TBK m. 201), mevcut bir borca, ilk borçlunun yanında yer almak üzere yeni bir kişinin eklenmesi ve katılanın, ilk borçlu ile birlikte müteselsilen sorumlu olması sonucunu doğuran bir sözleşmedir. Borca katılma, uygulamada teminat sağlamak amacıyla sıklıkla kullanılır ve bu nedenle kefaletle karıştırılabilir. Borca katılma ile kefalet arasında fark temel olarak, taahhüdün fer’ilik derecesinde ve borcun niteliğinde yatar.
- Taahhüdün Fer’iliği: Kefalet sözleşmesi, asıl borca baştan sona fer’i niteliktedir; asıl borcun geçersizliği kefaleti de düşürür. Borca katılma ile kefalet arasında fark, borca katılmanın ise yalnızca kuruluş bakımından fer’i olması, katılma gerçekleştikten sonraki aşamada borca katılanın borcunun asıl borçtan bağımsız olmasıdır.
- Sorumluluk Niteliği: Borca katılan kişi, alacaklıya karşı her zaman asli ve müteselsil borçlu konumundadır. Kefalette ise kefil, adi kefil olarak kalma ve tali (ikincil) sorumluluk yüklenme hakkına sahiptir.
- Def’i Hakkı: Kefil, asıl borçluya ait olan, ödeme güçsüzlüğünden kaynaklanmayan tüm def’ileri alacaklıya karşı ileri sürebilir (fer’ilik ilkesi gereği). Borca katılan, borcu üstlendiği anda borçlunun sahip olduğu itirazları ileri sürebilir, ancak borçluya ait kişisel def’ileri ileri sürme hakkı kural olarak yoktur.
- Tarafların Gerçek İradesi: Uygulamada, bir kişinin “müteselsil borçlu” olarak imza attığı durumlarda, borca katılma ile kefalet arasında farkın tespiti için tarafların gerçek iradesinin araştırılması gerekir; teminat iradesi baskınsa kefalet hükümleri uygulanabilir.
Kaynak:
– Özen, s.277-278, 294-296
– Reisoğlu, s.160, 166
– Gümüş, s.336-337
– Türk Borçlar Kanunu

Bir yanıt yazın