Temel Hak ve Özgürlüklerin Sınırlandırılması

Genel Olarak

Temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması, hak ve özgürlüklerin toplum içerisinde özgürce ve herkes tarafından adaletli şekilde kullanılabilmesi için gerekli olan bir sınırlamadır. Temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması, anayasada ve uluslararası sözleşmelerde tanınan kişilerin vazgeçilmez haklarının sınırlandırılması anlamına geldiğinden özel düzenlemelere, sıkı koruma mekanizmalarına tabi bir alan olarak karşımıza çıkmaktadır.

Temel Hak ve Özgürlükler Nelerdir?

Temel hak ve özgürlükler her hukuk devletinin en önemli ögelerinden olan, insanların sadece insan oldukları için sahip oldukları haklar ve özgürlükler olarak tanımlanabilir. Temel hak ve özgürlükler nelerdir, temel hakların sınırlanması mümkün müdür, hangi haklar sınırlandırılamaz, temel hak ve hürriyetleri korumak kimin görevidir gibi soruların cevaplarına, tarih boyunca gerek doğal hukukta gerek pozitif hukukta yanıtlar aranmıştır. Günümüzde ise pozitif hukuk kurallarıyla somutlaştırılmış ve başta hukuk devletleri olmak üzere tüm devletler hem kendi vatandaşlarının hem de diğer ülke vatandaşlarının hatta vatansızların bu temel hak ve özgürlüklerini korumakla uluslararası bağlamda yükümlü kılınmıştır.

Temel hak ve özgürlükler devredilemez, vazgeçilemez nitelikteki mutlak haklardır. Bu haklar devlete dokunmama, ihlal etmeme gibi negatif yükümlülükler yüklediği gibi; koruma, sağlama gibi pozitif yükümlülükler de yükler. Her devlet bu hakları korumak, sağlamak ve ihlal etmemek yükümündedir. Dolayısıyla temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması da anayasal düzen içerisinde korunmuş ve bu sınırlamanın sınırları anayasada belirlenmiştir. 1982 anayasası temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması açısından ayrıntılı düzenlemelere sahiptir.

Temel Hak ve Hürriyetleri Korumak Kimin Görevidir?

Temel hak ve hürriyetleri korumak kimin görevidir sorusuna genel bir cevap olarak devletler cevabı verilebilir. Temel hak ve özgürlüklerin iç ve dış koruma mekanizmalarına baktığımızda karşımıza genel olarak bu koruma mekanizmalarını sağlamakla görevli olan egemen güçler yani devletler çıkmaktadır. İç koruma ile iç hukuk yollarımız kastedilirken bir iç hukuk yolunun, asıl olarak, devletin üç temel organından biri olan yargı organı tarafından sağlanacağı muhakkaktır. Dış koruma yolları ise uluslararası bağlamda bir koruma olarak düzenlenmekte, BM çerçevesinde ve AİHM’ye başvuru yolları şeklinde karşımıza çıkmaktadır. AİHM’ye başvuru bireysel başvuru şeklinde olabileceği gibi devlet başvurusu şeklinde de olabilmekte ve temel hak ve hürriyetleri korumak kimin görevidir sorusunun cevabı olarak verdiğimiz devlet burada da karşımıza çıkmaktadır.

Temel hak ve özgürlüklerin devlete yüklediği pozitif yükümlülüklerinden birisi olan koruma yükümlülüğü; temel hak ve özgürlüklerin ihlal edilmesini önlemek, onları güvence altına almak ve insanların onlardan yararlanmalarını sağlamak üzere gerekli önlemleri almak olarak belirtilebilir.

Bu durum Anayasa m.40’da ‘Temel Hak ve Hürriyetlerin Korunması’ yan başlığıyla düzenlenmiştir. Buna göre;

 “(1)Anayasa ile tanınmış hak ve hürriyetleri ihlal edilen herkes, yetkili makama geciktirilmeden başvurma imkanının sağlanmasını isteme hakkına sahiptir.

(2)Devlet, işlemlerinde, ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmek zorundadır.

(3)Kişinin, resmi görevliler tarafından vaki haksız işlemler sonucu uğradığı zarar da, kanuna göre, Devletçe tazmin edilir. Devletin sorumlu olan ilgiliye rücu hakkı saklıdır.”

Anayasanın temel hak ve hürriyetleri düzenleyen çeşitli diğer maddelerinde de devletin gerekli teşkilatı kurmak ve gerekli tedbirleri almakla yükümlü olduğu açıkça yazmaktadır. ‘Devletin İktisadi ve Sosyal Ödevlerinin Sınırları’ yan başlıklı m.65’de;

“Devlet, sosyal, ekonomik alanlarda anayasa ile belirlenen görevlerini, bu görevlerin amaçlarına uygun öncelikleri gözeterek mali kaynaklarının yeterliliği ölçüsünde yerine getirir.” denilerek devletin bu yönde görevlerinin olduğu vurgulanmış ve bu görevleri yerine getirirken amaç ve mali kaynak yeterliliği sınır olarak gösterilmiştir.

Temel Hak ve Özgürlüklerin Sınırlandırılması ve Anayasa

Anayasamızın sistematiğine göre; İkinci kısım ‘Temel Haklar ve Ödevler’ başlığıyla düzenlenmiş ve dört bölüme ayrılmıştır. Birinci bölüm ‘Genel Hükümler’, İkinci bölüm ‘Kişinin Hakları ve Ödevleri’, Üçüncü bölüm ‘Sosyal ve Ekonomik Haklar ve Ödevler’, Dördüncü bölüm ise ‘Siyasi Haklar ve Ödevler’ olarak düzenlenmiştir.  Bu bölümlerde düzenlenen temel hak ve özgürlüklerin nasıl sınırlandırılacağı ilgili anayasa maddesinde belirtilmiştir. Böylece ‘Temel Hak ve Hürriyetlerin Sınırlanması’ başlığıyla düzenlenen m.13 düzenlendiği bölüm gereği de olmak üzere genel hüküm ihtiva etmekte ve temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması konusunda temel ilkeleri belirtmektedir. ‘Temel Hak ve Hürriyetlerin Niteliği’ yan başlığını taşıyan m.12 ise Genel Hükümlerin başlangıç maddesi olarak düzenlenmiştir.

Anayasa m.12 – Temel Hak ve Hürriyetlerin Niteliği

Temel hak ve özgürlükler anayasa m.12’de güvence altına alınmıştır. Temel hak ve hürriyetlerin niteliği yan başlığını taşıyan bu maddeye göre,

“(1)Herkes, kişiliğine bağlı, dokunulmaz, devredilmez ve vazgeçilmez temel hak ve hürriyetlere sahiptir.

(2)Temel hak ve hürriyetler, kişinin topluma, ailesine ve diğer kişilere karşı ödev ve sorumluluklarını da ihtiva eder.”

Türk Medeni Kanunu m.28 ise kişiliğin başlangıcı ve sonunu düzenlemiştir. Buna göre: “(1)Kişilik, çocuğun sağ olarak doğduğu anda başlar ve ölümler sona erer.

(2)Çocuk hak ehliyetini, sağ doğmak koşuluyla, ana rahmine düştüğü andan başlayarak elde eder.”

Bu madde ile birlikte ele alındığında görüleceği üzere, temel hak ve hürriyetler kişiliğe bağlı olarak çocuğun sağ olarak doğduğu andan itibaren anayasal güvenceye sahip olacaktır.

Anayasa m.13 – Temel Hak ve Özgürlüklerin Sınırlandırılması

Temel hak ve özgürlükler anayasa m.12’de genel bir düzenlemeye sahipken, genel hükümler başlığında yer alan temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması ise m.13’de özel olarak düzenlenmiştir. ‘Temel Hak ve Hürriyetlerin Sınırlanması’ yan başlığını taşıyan 13. maddeye göre;

“Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve laik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”

Bu maddeye göre temel hak ve hürriyetlerin sınırlandırılması konusunda karşımıza bazı ilkeler çıkmaktadır. Temel hak ve özgürlükler bu durumlar söz konusu olduğunda kısıtlanabilir:

-Sınırlandırma kanunla yapılmalı

-Özlerine dokunulmamalı

-Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak yapılmalı

-Anayasanın sözüne ve ruhuna uygun olmalı

-Demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olmalı

-Laik Cumhuriyetin gereklerine uygun olmalı

-Ölçülülük ilkesine bağlı olmalı

Anayasa m.14 – Temel Hak ve Hürriyetlerin Kötüye Kullanılamaması

Temel hak ve özgürlükler anayasa m.14’te kötüye kullanılamama açısından ‘Temel Hak ve Hürriyetlerin Kötüye Kullanılamaması’ yan başlığı ile şu şekilde düzenlenmiştir;

“(1)Anayasada yer alan temel hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve laik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz.

(2)Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasa ile tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz

(3)Bu hükümlere aykırı faaliyetlerde bulunanlar hakkında uygulanacak müeyyideler, kanunla düzenlenir.”

Temel Hak ve Özgürlüklerin Durdurulması

Temel hak ve özgürlüklerin durdurulması Anayasa m.15’de ‘Temel Hak ve Hürriyetlerin Kullanılmasının Durdurulması’ yan başlığıyla düzenlenmiştir. Bu maddeye göre:

“(1) Savaş, seferberlik veya olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlal edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için anayasada öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir.

(2) Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler dışında, kişinin yaşama hakkına, maddi ve manevi varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz.”

Bu madde ile olağanüstü hallerde temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması veya korunmasının da olağanüstü şekillere tabi olabileceği düzenlenmiştir. Öyle ki maddenin lafzında geçen tamamen durdurulabilme veya anayasada öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alabilme bu olağanüstülükleri göz önüne sermektedir. Ancak bu sınırlandırmalar için de getirilen bazı şartlar ve ikinci fıkrayla getirilen bazı sınırlar mevcuttur. Öncelikle milletlerarası hukuktan doğan yükümlülüklerin ihlal edilmemesi şartı aranmıştır. Temel hak ve hürriyetler tüm insanların sahip olduğu haklar olduğundan dolayı milletlerarası alanda BM Konseyi ve AİHS çerçevesinde korunmaktadır. Durumun gerektirdiği ölçüde durdurulabilme ise ölçülülük ilkesi olarak karşımıza çıkmaktadır.

İkinci fıkrada ise yaşama hakkı; kişinin maddi ve manevi bütünlüğünün dokunulmazlığı; din, vicdan, düşünce ve kanaat özgürlüğü; suç ve cezaların geçmişe yürüyememesi, masumiyet karinesi gibi temel anayasal ilkelerin olağanüstü hallerde dahi ihlal edilmesinin mümkün olmadığı vurgulanarak birinci fıkrada sayılan hallere sınırlar getirilmiştir.

Temel Hak ve Özgürlüklerin Sınırlandırılması ve Durdurulması Şartları Nelerdir?

1982 anayasası temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması açısından olağan ve olağanüstü dönemler için ayrı düzenlemeler öngörmüştür. Olağanüstü dönemlerde uygulanan olağanüstü yönetim usullerinde sınırlamalar ilan edilen olağanüstü rejime göre, daha kapsamlı ya da daha sınırlayıcı olabilmekte iken olağan dönemlerde, Anayasa m.13 başta olmak üzere temel hak ve hürriyetlerin ilgili maddelerinde yer alan sınırlama şartları ve nedenleri uygulanır. Olağan dönemlerdeki temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması ve durdurulması şartları nelerdir diye baktığımız zaman karşımıza çıkan, m.13’de sayılan ilkeler olmaktadır.

Sınırlama kanunla olmalı

Anayasanın açık lafzına göre anayasa ile koruma altına alınmış temel hak ve özgürlüklere getirilebilecek sınırlandırmalar ancak yasama organının çıkaracağı bir kanun ile mümkün olabilmektedir. Kanunilik ilkesi, devletin bu hak ve özgürlükleri koruma ve gerekli tedbirleri alma ödeviyle bağlantılı olarak, bir bakıma bu hak ve özgürlüklerin devletin kendi faaliyetlerine karşı dahi korunması anlamına gelebileceğinden önem taşımaktadır.

Özlerine dokunulmamalı

Temel hak ve hürriyetler insanın insan olduğu için sahip olduğu birtakım hak ve hürriyetler olduğundan dolayı doğal hukuktan beri süregelen bir özlerinin olduğu kabul edilir. Bu özden kasıt o hakkın var olma sebebidir. Eğer o öze dokunulursa hakkın veya hürriyetin varlığının bir anlamı kalmayacak yalnızca matbu bir metin olmaktan ileri gidemeyecektir. Anayasa ile tanınan bu hakların sınırlandırılmasında ise o hakkın varlığı ve insanlara tanınması esas, sınırlandırma ise istisna olduğundan dolayı bu hakların varlığını etkileyecek şekilde, özlerine dokunarak sınırlandırma, hakkın özüne dokunma yasağı bağlamında yapılamayacaktır.

Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak yapılmalı

Temel hak ve hürriyetler sahip oldukları önem nedeniyle anayasada sayılmış ve sınırlama nedenlerine yer verilmiştir. Sebebe bağlılık ilkesi olarak adlandırılan bu ilkeye göre sınırlandırmanın meşru bir amacı olması gerekmektedir. Bu meşru amaçlar AYM ve AİHM içtihatlarında kamu güvenliği, başkalarının hak ve özgürlüğünün korunması, sağlığın korunması, ahlakın korunması, kamu düzeni şeklinde sayılmıştır. Bu sayılanlar sınırlı sayıda olmayıp, her hak veya hürriyet için aynı sebeplerin veya amaçların sınırlandırmada bir meşruiyet sağlayacağı düşünülemez. Her hak veya hürriyet için ayrı ve özel olarak meşru amaç değerlendirilmesi yapılmakta ve bu değerlendirmede sınırlandırmanın diğer sınırları da göz önünde bulundurulmaktadır. Meşru amaç özellikle ölçülülük ilkesiyle önemli derecede bağlantılı olup meşru amacın tespitinde, ölçülülük göz önünde tutulması gereken bir ilke olarak karşımıza çıkmaktadır.

Anayasa koyucu bazı temel hak ve hürriyetlerin düzenlendiği maddelerde ise ayrı bir sınırlama sebebi öngörmemiştir. Bu durum o hak ve hürriyetlerin sınırlandırılamayacağı anlamına gelmemektedir, içkin sınırları her daim mevcuttur.

Bir hak veya hürriyetin içkin sınırı; özel sınırlama sebeplerine gerek kalmaksızın o hak veya hürriyetin kendi doğasından kaynaklanan sınırıdır. Günlük yaşamda ‘başkasının özgürlüğünün başladığı yerde senin özgürlüğün biter.’ olarak yansımasını bulan içkin sınır, sınırsız olarak kullanıldığında toplumsal düzenini bozacak, bir kaos ortamına sebebiyet verebilecek sınırsız hak ve özgürlüklerin önüne geçmektedir.

Anayasanın sözüne ve ruhuna uygun olmalı

Anayasanın bütünlüğü ilkesi gereği anayasa sözüyle ve ruhuyla bir bütün olarak ele alınmalı ve değerlendirilmelidir. Pratik uyuşum ilkesi de özellikle bu noktada önem kazanmaktadır.

Pratik uyuşum ilkesi; iki anayasal hakkın çatışması durumunda bu iki hakkın birbirinin sınırını oluşturması, şeklinde kısaca tanımlanabilir. Prof. Dr. Fazıl Sağlam bu ilkeyle ilgili olarak şu açıklamaları yapmıştır: “Temel hak, bir başka temel hak ya da Anayasa normuyla çatıştığı oranda, etkilerini optimal düzeyde koruyacak bir sınırlamaya uğrar. Çatışma yaşandığı oranda, temel hak pratik uyuşum ilkesinin bir sonucu olarak bir sınırlamaya maruz kalmaktadır. Pratik uyuşum ilkesi uyarınca temel hak, bir başka temel hak ya da anayasal değerle çatıştığında gerek temel hakkın gerekse Anayasanın koruduğu hukuki değerin, varlık ve etkilerinin korunduğu bir çözüm bulunmalıdır. Bu ilkeye göre çatışan haklar ya da anayasal normlardan her birine optimal normatif etki sağlayacak bir çözüm bulmak gerekir. Bu da çatışan haklardan her birinin belli ölçüde sınırlamaya uğraması demektir”

Demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olmalı

Demokrasi, AYM içtihatlarında “temel hak ve özgürlüklerin en geniş ölçüde sağlanıp güvence altına alındığı rejimler” olarak tanımlanmaktadır. Demokratik toplum düzeninin gerekleri için öngörülen ölçütler ise; çoğulculuk, hoşgörü, açık fikirlilik olarak sayılmaktadır. Esasen AİHM içtihatlarında yer alan bu tanım ve ölçütler AYM içtihatlarında da paralel şekilde yer almış ve sınırlama ölçütü olarak aranan kriterler haline getirilmiştir. Çoğulculuk kriterinde, çoğunluğun mutlak hakimiyetini reddeden azınlığın da bir gün çoğunluk olabilmesine imkan tanınmasını savunan bir görüş olarak çoğulcu demokrasinin koşulları aranmaktadır. Çoğunluğun kararlarının mutlak olduğu ve yalnız bu kararların uygulandığı çoğunlukçu demokrasi anlayışı, gerek AYM gerek AİHM içtihatlarında demokratik toplum düzeninin gerekleri içerisinde sayılmamıştır.

Laik cumhuriyetin gereklerine uygun olmalı

Sınırlamanın demokratik toplum düzeninin gereklerine ve laik cumhuriyetin gereklerine uygun olmasının aranması çeşitli tartışmalara yol açmıştır. Tartışmalar; laiklik ve demokrasinin aynı anlama geldiği, birinin olduğu yerde diğerinin de kendiliğinden bulunacağını savunan yazarlar ile birbirlerinden tamamen farklı olan bu kavramların birbirini de beraberinde getirmeyeceği görüşleri etrafında şekillense de birçok farklı görüşlerin de mevcut olduğunu söylemek mümkündür. Tüm bu tartışmaları bir kenara bıraktığımızda sınırlamanın sınırları olarak, genel sınırlama maddesinde, m.13’de, laik cumhuriyetin ve demokratik toplum düzeninin gereklerinin birlikte yer almasının esasında yasama organına karşı getirilen bir güvenceyi oluşturduğunu görmekteyiz. Temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması konusunda temel şart kanunla sınırlandırma olduğundan dolayı sınırlandırmaya dair çıkarılacak olan bu kanunların laik cumhuriyetin ve demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olması gözetilmelidir.

Ölçülülük ilkesine bağlı olmalı

AİHM içtihatlarında ölçülülük ilkesi; “ulaşılmak istenen amaçtan yola çıkılarak bu amaca ulaşmak için seçilen aracın denetlenmesi” şeklinde tanımlanmaktadır. Bu araç –  amaç dengesinin gözetilmesinde ise kriterler elverişlilik, orantılılık ve gereklilik, zorunluluk, olarak aranmaktadır. Elverişlilik kriteri; kullanılan aracın sınırlama amacını gerçekleştirmeye uygun olmasını ifade ederken, zorunluluk kriteri; sınırlayıcı önlemin sınırlama amacına ulaşmak bakımından zorunlu olmasına işaret eder. Orantılılık kriteri ise araçla amacın orantısız bir ölçü içinde bulunmaması ile sınırlamanın ölçüsüz bir yükümlülük getirmemesi anlamına gelmektedir.

Hakkın özüne dokunma yasağı, ölçülülük ilkesi, laik cumhuriyetin, demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olma ilkeleri birbirleriyle bağlantılı ve iç içe olan ilkelerdir ve bir bütün olarak değerlendirildiklerinde sınırlamanın sınırları oluşmaktadır.  Tüm bu ilkeler birbirleriyle bağlantılı olduklarından dolayı gerek yasamada gerek yargıda tartışma konusu haline gelmişler ve AYM içtihatlarıyla genel hatlarını kazanmışlardır.

AYM İçtihatlarında Temel Hak ve Özgürlüklerin Sınırlandırılması

Kanunilik İlkesi

E.1987/16, K.1988/8 Sayılı kararda AYM, sınırlamanın kanunla olması gerektiğini ve yönetime takdir yetkisi bırakmanın kanunilik ilkesiyle bağdaşmayacağını vurgulamıştır.

“Bir sınırlamanın nerede başlayıp nerede bittiği belirtilmezse, amacı aşan demokratik toplum düzeninin gerekleriyle bağdaşmayan, içeriğinin takdiri yönetime bırakılmış sakıncalı sınırlama getirilmiş olur. İçeriğinin belirlenmesi yönetimin görüşüne bırakılan sınırlamanın yasa ile konulduğundan söz edilemez.”

Demokratik Toplum Düzeninde Gereklilik İlkesi

AYM içtihatlarında demokratik toplum, demokratik toplum düzeninin gerekleri şu şekilde ifade edilmektedir:

“Demokrasiler temel hak ve özgürlüklerin en geniş ölçüde sağlanıp güvence altına alındığı rejimlerdir. Temel hak ve özgürlüklerin özüne dokunup tamamen kullanılamaz hale getiren sınırlamalar, demokratik toplum düzeni gerekleriyle uyum içinde sayılamaz. Bu nedenle temel hak ve özgürlükler, istisnai olarak ve ancak özüne dokunmamak koşuluyla demokratik toplum düzeninin sürekliliği için zorunlu olduğu ölçüde ve ancak yasayla sınırlandırılabilirler.” (E.2006/142, K.2008/148, K.T.24.09.2008)

Ölçülülük İlkesi

AYM’nin 2007 tarihli bir kararında ise ölçülülük ilkesi ayrıntılı olarak şu şekilde açıklanmıştır: 

“ İtiraz konusu kuralda, kişilerin vergi borcu nedeniyle yurt dışına çıkışları yasaklanmaktadır. Yasaklama, seyahat özgürlüğünün güvence alanının yasa koyucu tarafından daraltılması niteliğinde olduğundan, 13. madde anlamında bir sınırlandırma niteliğindedir. Vergi borcu, Anayasa’nın 73. maddesine göre vatandaşlık ödevidir. Anayasa ve yasalarla, kamu giderlerinin karşılanabilmesi için herkese ödev olarak öngörülen vergi ödeme yükümlülüğünün, zamanında ve eksiksiz yerine getirilmesi durumunda, yasalarla idareye yüklenen kamu hizmetlerinin, buna bağlı olarak kamu düzeninin ve başkalarının hak ve özgürlüklerini korumanın aksatılmadan sürdürülmesi mümkün olacaktır. Bu anayasal yükümlülük, aynı zamanda seyahat özgürlüğünü düzenleyen 23. maddede sınırlama nedeni olarak öngörülmüştür.

Getirilen yasaklama, yurtdışına çıkmak isteyen kişilerin vergi borçlarını ödemeye zorlayıcı niteliktedir. Bu nedenle itiraz konusu kural ile gerçekleştirilen sınırlamanın, kaynağını Anayasa’da bulan meşru bir amaca yönelik olduğu görülmektedir. Ancak, “vergiden borçlu olduğu pasaport vermeye yetkili makamlara bildirilenlere” yurt dışına çıkış yasağı uygulanabileceğine ilişkin kuralla getirilen sınırlamanın, demokratik toplum düzeni için gerekli nitelikte, başka bir ifadeyle güdülen kamu yararı amacını gerçekleştirmekle birlikte, temel haklara en az müdahaleye olanak veren ölçülü bir sınırlama niteliğinde olup olmadığının incelenmesi gerekir…

Anayasa’nın 23. maddesinde öngörülen sınırlama nedenleri ve bunlar arasında yer alan ‘vatandaşlık ödevi’ genel nitelikte, soyut bir kavramdır. Yasa koyucunun getireceği her sınırlayıcı düzenlemede bu nedenleri somutlaştırması gerekir. Keyfiliğe varabilecek uygulamaları önleyebilmek bakımından gerekli olan açıklık ve somutluk, sınırlamanın yasayla yapılmış olarak kabul edilmesi için zorunludur. Aksi halde hukuk devletinin gerektirdiği belirginlik karşılanmamış olur ve amaç-araç ilişkisini denetlemek güçleşir. İtiraz konusu kural, amaç ve araçları açık, belirgin ve somut bir şekilde öngörmemiş, amaç ve araç arasında makul ve uygun bir ilişki kurmayarak ölçülülük ilkesinin gereklerini yerine getirmemiştir.” (E.2007/4, K.2007/81, K.T. 18.10.2007)

Kaynakça
Durmuş, B. (2017). Bireysel Başvuru Kararlarında Demokratik Toplumda Gereklilik Ölçütü
Eren, A. (2002). 2001 Anayasa Değişiklikleri Kapsamında 13. Maddeye İlave Edilen “Laik Cumhuriyetin Gerekleri” Yönündeki Değişikliğin Anlamı ve Sonuçları. Türkiye Barolar Birliği Dergisi. Sayı 3.
Gözler, K. (2018). Anayasa Hukukunun Genel Esasları. Bursa: Ekin Basım Yayın Dağıtım.
Gözler, K. (2019). Türk Anayasa Hukuku Dersleri. Bursa: Ekin Basım Yayın Dağıtım
Sağlam, F. (1982). Temel Hakların Sınırlanması ve Özü. Ankara: Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Yayınları


Yazarın Son Yazıları - Eda ÖZDEMİR (Tümünü Görüntüle)

6 yorum “Temel Hak ve Özgürlüklerin Sınırlandırılması

  • 13/09/2021 tarihinde, saat 13:23
    Permalink

    Hukuk jargonuna hakim olmasam da açıklayıcı ve net üslubunuz sayesinde bu konudaki soru işaretlerim eridiği gibi diğer temel konular hakkında da fikir sahibi oldum. Emeğinize sağlık.

    Yanıtla
    • 14/09/2021 tarihinde, saat 12:37
      Permalink

      güzel düşünceleriniz ve yorumunuz için çok teşekkür ederim.

      Yanıtla
  • 13/09/2021 tarihinde, saat 12:45
    Permalink

    Hukuk fakültesinin dışından birisi olarak belirtmek isterim ki temel hak ve özgürlüklerimize dair bazı noktaları görmek benim için oldukça kıymetliydi. Keyifle okudum, istifade ettim. Bu anlamda bizlere böyle bir fırsat sunulduğu için başta Hukukif ailesine, daha sonra ise bu çatı altında yazılarını yazan Eda Özdemir”e çok teşekkür ederim.

    Yanıtla
    • 14/09/2021 tarihinde, saat 12:36
      Permalink

      güzel düşünceleriniz için biz teşekkür ederiz. Hukukif’i takip etmeye devam edin.

      Yanıtla
  • 13/09/2021 tarihinde, saat 11:52
    Permalink

    Çok faydalı bir yazı olmuş yazarın açık ve net anlatımı ile yazıyı akıcı okumak mümkün hale gelmiş. Daha çok yazılarınızı görmek isterim.

    Yanıtla
    • 14/09/2021 tarihinde, saat 12:38
      Permalink

      teşekkür ederim. beklemede kalın.

      Yanıtla

Bir cevap yazın

Yorumunuza yalnızca isminizi eklemeniz yeterlidir.

Yorum yaptığınızda, isminiz bir dahaki sefere hatırlatılmak üzere tarayıcınıza kaydedilebilir. Detaylı bilgi için Kullanım Koşulları ile Gizlilik ve Çerez Politikamızı okuyabilirsiniz.